23 Ağustos 2015 Pazar

Ankara'nın Konaklar Şehri; Beypazarı...

Ankara'da sıcak bir yaz ve Ramazan...
Evde sahur yapmak zor...
Doğma büyüme Ankaralı olarak çocukken gördüğüm ama hatrımda hiç kalmayan bir yerdi Beypazarı...
Konaklarının ününü duyuyordum, çok da merak ediyordum. 2015 Ramazan'ına kısmet oldu.

Evli bir çift arkadaşımızla birlikte güzel bir konaktan bir gece kalmak, iftar ve sahuru orada yapmak üzere yer ayırtıp kendimizi Beypazarı'nın etkileyici atmosferi içerisinde bulduk.


Girişte bizi meşhur Beypazarı sodası karşıladı. : )





Beypazarı'nın en büyük caddesi ve tarihi evleri...



27 Kasım 2013 Çarşamba

80'ler ve Keçiboynuzu : )

Merhabalar,

Yine ahhh 80'ler diye hayıflanarak başlıyorum yazıma...
Aramızdan bazıları hala bilmiyor keçi boynuzunu ve faydalarını...
Çocuklarımızsa tanımıyorlar bile bu şifa kaynağı, lezzetli ve mucizevi bitkiyi...

80'lerde böyle miydi? 
Sokaktan mutlaka kuruyemişçi geçer ve mutlaka sattıklarının içinde keçiboynuzu bulundururdu.
Biz kardeşimle patlak toplarımızı verir, karşılığında takas usülü keçiboynuzu alırdık : ))
Şimdi onu bulmak eskisi gibi kolay değil...
Bende anemi olduğu için aktarda bulabildim ancak...
Nerede o eski sokak leblebicileri : ))



Gelelim kıymetini bilmediğimiz keçiboynuzunun faydalarına...

22 Kasım 2013 Cuma

Ralli Pilotumuz Burcu Çetinkaya Tesettüre Girdi...

Merhabalar...

Ünlü ralli pilotumuz Burcu Çetinkaya dün tesettüre girdi. Bugün Twitter hesabına koyduğu profil fotoğrafıyla bunu duyurmasıyla beraber sosyal medyadan tepki toplamaya başladı. Ben yalnızca hayırlı ve mübarek olsun demek istiyorum.


Burcu Çetinkaya Twitter'dan ve televizyonlarda canlı yayınlarda açıklamalarda bulunuyor. Bu yolculuğu kendi içinde yaşadığını, kimsenin etkide bulunmadığını, bir günlük ya da anlık bir şey olmadığını söylüyor. Dün tesettüre giren ünlü pilot 3 yıl önce namaz kılmaya başladığını ifade ediyor.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Muharrem Ayının 10. Günü (Aşure Günü) Mucizeleri

Merhabalar,
"Allah'ın ayı" diye bildiğimiz Müslümanlarca kutsal kabul edilen Muharrem ayının içerisindeyiz.
Bugün de 10 Muharrem...
Yani Aşure günü.
Yüce Rabbi'miz  Muharrem ayının 10. gününe tekabül eden Aşure Günü'nde peygamberlerimize bazı lütuf ve ikramlarda bulunmuş.

7 Kasım 2013 Perşembe

Bir Ev Ziyareti ve Tefsir Sohbeti

Geçtiğimiz günlerde Esma Ablalardaydık... Esma Abla babamın kuzeni, aramızda çok yaş farkı yok... Aynı okuldaydık öğrencilik yıllarımızda... Ben orta 1'e giderken o lise son sınıftaydı. Liseye kadar İsviçre'de okuduğu için Türkçe'si zayıftı. Hala iyi olduğu da söylenemez ama kötü olduğu daha iyi... Türkçe konuşurken inanılmaz sevimli oluyor.Üniversitede Fransız Dili ve Edebiyatı okudu. Daha sonra İsviçre'de Türkiye'deki Sosyal Hizmetler bölümü tarzında bir bölüm okudu. Derken evlendi, bebeği oldu vs...

Artık Türkiye'de yaşıyor... Halamla yakın oturdukları ve kuzen oldukları için sık sık görüşüyorlar. O günden bir hafta önce de Esma Abla'nın doğum günüymüş. Fırsat olamamış, sonradan kutlamaya karar vermişler, beni de mütevazı partilerine davet ettiler. 

Üçümüz de bekarken de biz yine Esma Ablalarda buluşur, takılırdık. O günleri hatırladım ama tek bir farkla...
Çocuklarımız : ))



23 Ekim 2013 Çarşamba

Google Hastaneciliği ve Internet Doktorculuğu

Son zamanlarda her ne kadar sizlerle eğlenceli laylaylom postlar paylaşsam da aslında son zamanlarda sağlık problemlerim var ve bunları feci şekilde takıyordum. Hastalığımı elaleme yaymak istemiyordum ama benim yaptığım bazı yanlışları herkes yapmasın diye yazma gereksinimi duydum.

Önce kısaca başıma gelenlerden bahsedeyim. Sonra yapmamız ve yapmamamız gerekenlerden...

20 gün kadar önce sağlık ocağında aile hekimimiz bana bir kan tahlili yapmıştı. Demir depolarım boş çıktı. Bu beklemediğim bir sonuç değildi, dolayısıyla hiç şaşırmadım. Beni asıl şaşırtan tiroid bezinin gereği gibi çalışmadığı için TSH seviyesinin olması gerekenden yüksek çıkması idi. 65 yaşlarındaki, beni, eşimi ve Erdem'i çok seven aile hekimim bu testi iyi ki yaptığımızı, boynumda guatr, kitle ve hatta o kitle de kanser olabileceğini söyledi. Hakkını yemek istemiyorum. Kesin tanı koymadı tabii ki sadece ihtimalleri söyledi. Fakat bir doktorun benim gibi takıntılı ve pireyi deve yapan bir hastaya kesinleşmemiş teşhisler koymaması, tahminlerde bulunmaması lazımdı.

6 Eylül 2013 Cuma

ODTÜ'de Rezalet !

ODTÜ'de başörtülü öğrencilerin nasıl taciz ve rencide edildiğini hala izlemeyen varsa buraya tıklayarak izleyebilirler. Tabii bu konuyla ilgili benim de iki çift sözüm olacak.

28 Şubat döneminde bile okuldaki arkadaşlarımız tarafından böyle iğrenç bir tacize mağdur kalmadık. Bilakis sol görüşlü arkadaşlarımız da dahil olmak üzere, inançlarımıza saygılı davranırlar ve kalben bizi desteklerlerdi. Sağcısı, solcusu, İslamcısı, sosyalisti üniversitenin bir özgürlük ve tartışma alanı olduğunu bilirdik hepimiz. Fikirlerimiz ayrıydı ama amacımız birdi. Hepimiz özgürlüğümüzün peşindeydik. Hepimiz aydın insanlardık ve hep birbirimize destek olduk. Devletin bizi tek tipleştirmesine karşıydık, farklı görüşlerin zenginlik olduğunu, fikirlerin zıddıyla var olduğunu bilir, saygı ölçüleri dahilinde uygarca düşüncelerimizi tartışırdık. 

Kısa bir anı: 1998'de güvenlik görevlilerinin ve polisin bizleri okula almadığı bir kış günü, bendeniz lapa lapa yağan karın altında saatlerce oturup birilerinin insafa gelmesini beklerken sol görüşlü arkadaşlarımın belli aralıklarla bana dışarı sıcak kahve getirdiğini bugün gibi hatırlıyorum. Onlardan biri şu anda NTV muhabiri... Kulakları çınlasın.

Bunun adına ne derseniz deyin: İnanca saygı, arkadaşlık, insanlık...

İşte bu yüzden ODTÜ'de yaşananlar ne insanlığa ne çağdaşlığa ne de bilime sığmaz. Başörtülü arkadaşlarına bu travmayı yaşatan kin ve nefret dolu  ODTÜ'lü öğrencilerden ÖSS'den kaç puan alırlarsa alsınlar; ne bilim insanı olur ne de İNSAN olur.





25 Ağustos 2013 Pazar

Everywhere R4BIA... Mısır için Direniş, İnsanlık İçin Diriliş Mitingi... Sıhhiye Meydanı...

21. yüzyılda, çok gelişmiş kitle iletişim araçlarının var olduğu milenyum çağında, 
Avrupa'nın, Amerika'nın, Bir"leş"miş Milletler'in, medyanın, dünyanın gözü önünde Orta Doğu'da gerçek mermilerle, kimyasal silahlarla bebekler, kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar, insanlar 
KATLEDİLİYOR!

Ve bazı sözde İslam ülkeleri dahil olmak üzere 
bütün dünya bir âmâ gibi yaşanan KATLİAMI, akan oluk oluk kanları görmüyor, görmezden geliyor.





Canlı yayında "Mısır'da darbe oldu" haberini ilk dinlediğim anda biraz tarih ve siyaset bilimine ilgi duyan herkes gibi akacak kanı, yaşanacak ölümleri  düşünmüş ve gayrihtiyari ağzımdan çıkan "Olamaz" sözcüğünün ardından ağlamaya başladığımı bugün gibi hatırlıyorum. Ama darbenin bu denli bir kıyıma, böyle korkunç bir vahşete dönüşeceğini hiç düşünmemiştim. 

Zaten aylardır, Mısır'da ve Suriye'de yaşanan acıyı hepiniz görsel ve sosyal medyadan takip ediyorsunuz ve sürekli dua halindesiniz inşaallah... 
Bu yüzden lafı güzafa düşmeden konumuza girelim.

Günlerdir içimde biriken acıyı ve öfkeyi bir yere kusma ihtiyacı hissediyordum.
Türkiye'de ve dünyanın bir çok yerinde darbe karşıtı protestolar yapılıyordu. 
Neden Ankara'da bir miting düzenlenmiyor diye düşünürken 24 Ağustos'ta Sıhhiye Meydanı'nda Mısır İçin Direniş, İnsanlık İçin Diriliş Mitingi yapılacağını duydum.

Miting saat 4'teydi. Hemen planı yapıp erkenden kalktım. Önce işlerimi yaptım. Sonra kahvaltı yaptık ve miting saatine kadar eşyaları topladık, koliledik. Yine taşınıyoruz biliyorsunuz :)

Saat 16.00'ya gelirken hemen üstümüzü giyip yola koyulduk.
Elimizde R4BIA, kalbimizde R4BIA ile...

EĞER BİRAZ HATRIM VARSA SİZLERDE, bundan sonrasını
BURAYA TIKLADIKTAN sonra çıkan ezgiyi açarak okuyun lütfen...

Arabayı Maltepe'ye park ettik, Maltepe'den Sıhhiye'ye kadar yürüdük.
Yürüdük, yürüdük.
Tekbir-Allahuekber sesleri yaklaşmaya başladı.
Miting meydanına vardığımızda etrafı R4BIA işaretiyle dolu pankartlar, dövizler ve afişlerle süslendiğini görmek bile ilk anda beni duygulandırdı.

Türkiye, Mısır ve R4BIA bayrakları yan yana...






Bu posta adını veren Everywhere R4BIA afişi...






Eşim ve oğlumla birlikte R4BIA selamıyla selamladık alanı...







Orada bulunan herkes kalbinde merhamet taşıyan her insan gibi duygusaldı.








İhvan liderinin 17 yaşındaki kızı Esma'ya yazdığı mektup sinevizyon gösterisiyle verildi.







Her şeyi unuttuğum o an...
Aklımda, kalbimde sadece Esma'nın ailesinin yaşadığı derin acının binde biri var...
Tek elim yetmiyordu sanki...







Hayatı benimle paylaştığı için teşekkür ediyorum ona...
Onu çok seviyorum.







Çocuklar da oradaydı...








Ve başka çocuklar da...
Belki ne için orada olduklarını bilmeden...
Şimdi bilmeseler de büyüyünce anlayacaklar darbenin soğuk yüzüne muhalefet ettiklerini...







Hayat filmimin baş rol oyuncusu oğlum olmadan olur mu?








En küçük darbe prostestocusu Yusuf Şamil...







Kah annesinin kah babasının kah dedesinin kucağında...
Ama orada...







Demokrasiyle, insan haklarıyla, insan hayatlarıyla dertleri neydi?
Bir türlü anlayamadık.

Rabiatül Adeviye nöbeti Sıhhiye'de devam ediyordu.






Yüzünün görünmesine gerek yoktu.
Mesajını alsınlar yeterdi.
Kim mi?
Kim olduğu bilinmiyordu.






İkindi namazı vakti geldi.
Sıhhiye'deki Osmanlı Camii belki hiç bu kadar dolmamıştı.
Akın akın insanlar camiye girdiler, çıktılar ve meydana geri döndüler.






Manken bebek cesetlerini görmek bile beni ve oradaki herkesi dehşete düşürmeye yetti.
Bu mankenlerin gerçeklerinden, kanlı ama cansız olanlarından Mısır ve Suriye'de binlercesinin olduğunu düşünen herkes Sisi'ye ve Esed'e binlerce lanet okudu.







Gitme vakti yaklaşıyordu.






Eller semaya kaldırıldı, küçük büyük on binlerce insan birden Mevla'ya yakardı.
Kahhar ismin hürmetine zalimleri kahreyle Ya Rabbi!







 Bugün Sıhhiye Meydanı'ndan ve her gün dünyanın dört bir yanından yükselen duaları
kabul eyle Ya Rabbi...

Mısır ve Suriye ile birlikte Filistin'de, Lübnan'da, Arakan'da, Myanmar'da, Doğu Türkistan'da ve dünyanın her yerinde akan kanları durdur Ya Rabbi...

Hangi dinden, hangi milletten, hangi ırktan olursa olsun,
masum sivil, kadın ve çocukları himaye et Ya Rabbi...

Yaşanan savaşlarda ve darbe direnişlerinde annesini, babasını kaybeden çocuklara, çocuklarını kaybeden anne ve babalara, yakınlarını kaybeden herkese
sabır ihsan eyle Ya Rabbi...

17 yaşındaki Esma ve tüm şehitlere rahmet eyle Ya Rabbi...



5 Ağustos 2013 Pazartesi

Tarihe Not Düşmek Gerek... Bugün 5 Ağustos...

Çok fazla yazmayacağım.

Bugün 5 Ağustos!

Benim için Türk Adalet Bayramı bugün...

Bloğuma not düşmesem olmazdı.

Gözyaşlarımı (zı) n yerde kalacağını sanıyordum.

Diploma töreninde ağzı polis tarafından kapatılan başörtülü öğrencinin acısı içinde kalacak sanıyordum.

Polis tarafından tartaklanarak bebeğini düşüren başörtülü üniversite öğrencisinin ahı yerde kalacak sanıyordum.

28 Şubat faillerinin çirkin fiillerinin yanlarına kâr kalacağını sanıyordum.

Eski YÖK Başkanı, başörtülü öğrenci avcısı Kemal Gürüz'ün elini kolunu sallayarak yaşayacağını sanıyordum.

İkna odalarının mucitlerinden Rektör Kemal Alemdaroğlu'nun alaycı gülümsemesinin ölene kadar yüzünde kalacağını sanıyordum.

Durmadan başörtüsü meselesini konu eden biri olmak istemiyorum.

Gerçekten uzatmayacağım ve onlar gibi vicdansız olamayacağım.

Özgürlükten yoksun olmanın acısını tahmin edebiliyorum. Yine de Allah kurtarsın.

İşte bu yüzden bugünü not düşmesem olmazdı.

Selam ile...










20 Temmuz 2013 Cumartesi

Ramazan'ın İlk Davetinde Mezun Olduğum Lisedeydim

Bu Ramazan'ın ilk iftar yemeği daveti için mezun olduğum liseye gittim. Toplumun mütedeyyin kesimlerinin çocuklarının eğitim gördüğü okulumun 16 yıl sonra manevi havasını solumak bana çok iyi geldi.

İftar organizasyonu okulun yemekhane katındaydı. Sanki orası benim yıllarca koridorlarında dolaştığım okul değilmiş gibi yemekhaneye çıkana kadar üç-dört kişiye yolu tarif ettirdim. Unutmuşum. Yüzlerce kişi vardı. Tanıdık, tanımadık herkes tanıyormuşum gibi geliyordu. 





En üst katta olan yemekhaneye asansörle değil anılarımı yad etmek için merdivenlerden çıkmayı tercih ettim. Her katın penceresinin önünde durup onlarca anımı hatırlatan okulun bahçesini seyrettim. Bundan 16 yıl önce bu bahçenin her köşesindeydim. Gözlerim doldu, birileri görmeden sildim, bir kat daha çıktım. İftardan sonra da tabii ki burada bir fotoğrafım olsun istedim.  





Bizim dönemden üç-dört arkadaş bulabildim. Aşağıdaki fotoğrafta sınıf arkadaşımlayım. Kendisi alınmasın ama o dönem "inek" diye tabir edilen öğrencilerindendi. Hem çok çalışkan hem de çok zekiydi. ODTÜ Matematik Öğretmenliği bölümünü kazandı kazanmasına ama 28 Şubat darbesi yüzünden okuldan atıldı. Aradan yıllar geçti. Evlendi, üç çocuğu oldu ve belkide tam ümitlerinin tükendiği anda affedilerek okuluna devam etti. 33 yaşında 3 çocuklu bir anne olarak ODTÜ'den mezun olmak üzere... Allah yardımcın olsun arkadaşım. Gerçekten azmin ve başarın takdire şayan... 






Biz okulumuzu öyle özlemişiz ki herkes gitti ama biz bir türlü kalkamadık. Bendeki B12 eksikliği yine beni herkese rezil etti. Arkadaşlarımı tanımakta öyle zorlandım ki... Hatta bir sınıf arkadaşımı o kadar anlatmalarına rağmen bir türlü hatırlayamadım. Meğer en çok sevdiğim öğretmenimin kız kardeşiymiş. 
Kesin kardeşini öğretmenimden kıskandım ve tamamiyle hafızamdan sildim. Başka açıklaması yok yani...
 Kusura bakma Serap... :)





 Eski okul müdürümüzle de sohbet ettik. O fotoğrafları sonra ekleyeceğim inşaallah. Sabırsızlandım, o yüzden bu kadarla yetindim.

Harika bir akşamdı. Muradiye'deki  hocalarıma, arkadaşlarıma ve bütün dostlarıma sevgilerimi gönderiyorum.



11 Temmuz 2013 Perşembe

15 Yaşındayım, Milenyuma 5 Kala Avrupa'nın Göbeğinde Srebrenitsa Katliamı

İlk mermiler sıkıldığında 12 yaşındaydım. Üç yıl boyunca okulda Bosna için yardımlar topladık, koliledik, gönderdik. Her geçen gün gazetelerdeki haberlerin şiddeti artıyordu.

İnsanlık dışı davranışlar, tacizler, tecavüzler, işkenceler... 13-14 yaşlarındayken odamın duvarlarına astığım gazete manşetlerini bugün gibi hatırlıyorum. "Srebrenitsa BM tarafından güvenli bölge ilan edildi", "Srebrenitsa düştü", "Jepa düştü" 

Yaşıtlarımın duvarlarını popçular, yerli yabancı sanatçılar süslerken benim odamın duvarları Bosna, Çeçenistan, Nahçıvan haberleriyle dolu gazete sayfalarından görünmüyordu.

Yıl 1995...  Hollanda hükümeti, 14 Hollandalı askerinin kıymetli hayatı için binlerce Boşnak müslümanın hayatını feda etti. Savaş artık bir soykırıma dönüşmüştü. Gönderdiğimiz yardımların artık ulaşmadığı haberini aldık. Çevre yerleşim yerlerinden Srebrenitsa'ya sığınan müslümanlar burada sıkıştırıldı. Yaşı 12 ve üstü erkekler kamyonlara doldurularak kadın ve çocuklardan ayrıldı. Birlikte katledilip cesetleri parçalanarak toplu mezarlara gömüldü. Kafası bir mezarda, bacağı başka bir toplu mezarda, kolu bambaşka bir yerde... 

Kadınlar ve çocuklar kurtuldu mu? Hayır, yanı başlarında bir erkek olmadan zulmün ortasında birbaşlarına kalıverdiler. 50.000 kadın adi, şerefsiz, namussuz, aşağılık Sırp askerlerinin tecavüzüne uğradı. Çocuklarının gözleri önünde... Tecavüzler Bosna aile yapısını sarsmak için planlanan, katliamın iğrenç stratejilerinden sadece biriydi. Hamile kalanlar oldu, ailesini terkedip kaçanlar, aklını kaçıranlar... Çocuk masumiyetiyse "Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?" soruları soruyordu.

11 Temmuz 1995'te tecavüze uğrayan 12 yaşındaki kız çocuğunu izledim bugün anma törenleri programında... Şimdi 30 yaşında... "Annemin gözü önünde bana, benim gözümün önünde anneme tecavüz ettiler. Yıllarca terapi gördüm. Daha sonra benim durumumda olan binlerce insan olduğunu öğrendim. Bu iğrençliğe maruz kalan sadece ben olsaydım, yaşayamazdım" diyor, bunları söylerken muhabirin yüzüne bakamıyor. Muhabir de ona... Röportajı da annesinden biraz uzakta yapmak istiyor.

Evet, katil Sırplar Müslümanlara bir mezar taşını bile çok görmüşlerdi. Öldürdükleri masumların kimliklerinin bilinmesini istemiyorlardı. Şehit yakınlarının kalan ömrü; oğlunun, kardeşinin, kocasının parçalarını bir araya getirip sadece bir mezarları olsun diye arayış içinde geçti. Kiminin DNA testi yapılacak bir yakını bile bulunamadı. 



1 Temmuz 2013 Pazartesi

Çeşme'den Urla'ya Uzanan Tatil Anılarımız...

Vee tatil bitti eve döndük. 
Eşimin iş yoğunluğu nedeniyle bu yıl ilk defa kardeşim ve oğlumla birlikte tatile çıktık.
Yaklaşık 750 kilometrelik yolculuğumuz Vivaldi ile başlayıp Vivaldi ile bitti.
İlk ve son kez klasik müzik eşliğinde yolculuk yaptım. ( İnşaallah : )


Yol boyunca ilk molayı 3 saat sonra eşimin memleketi Uşak'ta verdik. 
5,5 saatlik Ankara-Uşak yolunu da 3 saatte tamamlamak farklı bir deneyimdi. 
Allah'tan radara yakalanmadık. Malum cezalar büyük :)

22 Haziran 2013 Cumartesi

Bir Nefes için Tatile Çıkıyorum

Merhaba dostlar,

Ruhen ve fiziken dinlenmeye çok ihtiyacım vardı. Bu gece itibariyle Çeşme'ye doğru beş günlük tatile çıkıyorum Allah izin verirse... 

Bu kısa sürede, yakalandığım mide bulantısı hastalığı dahil olmak üzere, son yirmi günde yaşanan hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum.

Gezi Parkı, Taksim Dayanışma Platformu, Topçu Kışlası, AKM, 

kurulan çadırlar, yakılan polis arabaları, sökülen kaldırım taşları, kırılan otobüs durakları, 

Halk TV ve Ulusal Kanal'ın provokatif yayınları, CNN Türk'ün penguenleri,

13 Haziran 2013 Perşembe

Tayyip Erdoğan'ın Bahsettiği Başörtülü Kadına Uygulanan Vahşet

Günler öncesinde duyduğum, asparagas haber olması için dua ettiğim olayın perde arkasını, bu gece gerçek kahramanının dilinden okuyunca Gezi Olayları ile ilgili blogda yazı yazmama orucumu bozmak zorunda kaldım. 

Hepinizin mutlaka Taksim olayları süresince başörtülü kadınların maruz kaldığı mahalle baskıları ve türlü tacizler kulağına çalınmıştır. En önemlisi, en vahşisini, en korkuncunu, en şiddetlisini, en iğrencini de şimdiye kadar duymamışsanız benden duymuş olacaksınız.

Özellikle benim kuşağım, üniversite yılları 28 Şubat'a çatmış başörtülü kadınlar, sadece başörtülü olduğumuz için en temel özgürlük haklarımızın engellenmesine, baskılara, yasaklara alışmıştık. Üniversite okuma hakkımızın elimizden alınması, kamuda çalışma hakkı tanınmaması, stajda engellenme, askeri hastanelerde yatan hastanızı ziyaret edememe, en yakın arkadaşınızın askeriye içindeki düğün salonunda yapılan düğününe alınmama, eşinizin, çocuğunuzun yemin törenine katılamama, sokaktaki kötü bakışlar ve "Sıkmabaşlaarr, gericileeer, yobazlaar, örümcek kafalılar, ninjalarr" gibi sözlü tacizler  vs vs vs 

2 Haziran 2013 Pazar

Prof. Dr. Naci Bostancı'nın Gezi Parkı Eylemi ile İlgili Twitter Açıklamaları

Taksim'de sivil direniş ve hak arama eylemi olarak başlayıp Türkiye'nin her tarafına yayılan ve amacı aşan olaylar bütünü hakkında ben yorum yapamıyorum artık...  Haddinden fazla üzülüyorum. Az önce üniversitede iki yıl Siyaset Bilimi dersi aldığım hocam, aynı zamanda millete vekillik eden Prof. Dr. Naci Bostancı'nın konuyla ilgili Twitter'dan yaptığı açıklamaları sizlerle paylaşmak istedim. Ne de olsa gündemi "gerçek medya"dan değil "sosyal medya"dan takip edebiliyoruz artık.

"Demokrasilerde, olağan yollarla sesini duyuramadığını düşünen vatandaşın, şiddet içermeyen yöntemler kullanarak kendini ifadesi normaldir.

1 Haziran 2013 Cumartesi

Gezi Parkı Direnişi :(

İçimi korku kapladı bu akşam... Mesele yeşil ve doğa sevgisiydi. Herkes gibi ben de karşıydım kuşların, böceklerin yuvalarının bozulmasına, blok blok taşların yükselip etrafımızı çepeçevre sarmasına... Hala karşıyım. Duyarlı halk kendiliğinden bir araya geldi. Kendi ülkemizin televizyonlarında sokaklarda olup bitenleri görüp haberdar olamadık.  Zar zor haber aldığımız bazı tv kanallarında yarından itibaren örgütlü direnişe geçeceğiz diyorlar. "Türkiye keskin bir virajda" şeklinde tehditkar söylemlerde bulunuluyor. 80 öncesinde başkaldıran, 80'den sonra Özal döneminde çoluğuna çocuğuna zarar gelmesin diye susan 40'lı yaşlardaki vatandaşlarımızın yeniden ayaklanacağını söylüyorlar. Bir taraftan da Türkiye'nin önü aydınlık diyorlar.

Önümüzde bu sahne varken ben karanlıktan başka bir şey göremiyorum. Şehir meydanları savaş alanlarına döndü. Yaralananlar, ölenler var. Halk polis düşmanı haline geldi. Bugün Taksim'de, Kuğulu Park'ta biber gazı yiyenlerin ve çocuklarının gelecekte polis sevgisi ve emniyet-güven duygusu taşıyacağına inanmıyorum.  

Halkın istediklerine ya da istemediklerine kulak tıkamak nedir? Aynı halktan olup biteni saklamak neyin nesidir? Diğer yandan "Ağaçlarımız kesiliyor" diye kutsal bir direniş yaparak başlayıp "Bu üç beş ağacın kesilmesinin ötesinde bir olaydır" diyerek halkı provoke eden fitneciler ne yapmaya çalışıyor?

Ben bugün hükümet ve muhalefetin el ele vererek güzel ülkemi kaosa sürükleyeceklerinden endişe ediyorum. Birinin Ali kıran baş kesen tavrı ve inadı, ötekinin sosyal bir duyarlılığı siyasi direnişe ve ideolojik gösteriye çevirmesi yüzünden...

Bu halimize üzülün. Uzlaşıp huzuru korumak yerine yurdu dipsiz bir karanlığa sürüklemeyelim. Bu yurt hepimizin yurdu... Yine kardeşi kardeşe düşürmeyelim. Allah sonumuzu hayır etsin...


Edit: Bu yazıdan kısa bir süre sonra sosyal medyadan olayları daha yakından takip eden herkes gibi ben de işin iç yüzünü anlamış bulundum. Meselenin üç beş ağaç! olmadığını kendileri dile getirdiler. Yukarıda olayların başlamasından ilk günlerde hükümeti sorumlu tutmuşum. Şimdi bilakis bütün kamuoyu gibi hükümetin bu konuda çok doğru bir politika izlediğini düşünüyor ve darbe aşıklarına pabuç bırakmadıkları için başta Başbakan olmak üzere bütün kurmaylarına teşekkür ediyorum.

 

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Mogan 2013 : )

Bu yıl Mogan sezonunu da açtık Allah'ın izniyle...
Erdem son zamanlarda her hafta sonu "Gölbaşı'na ne zaman gidiyoruz?" diye sorup duruyordu.
 Biz de bu Pazar çocuğumuzu kırmadık ve çıktık Mogan yoluna...
 Hemen bir fotoğraf Ankara'nın en sulu mekanından : )

 

23 Mayıs 2013 Perşembe

Çocukluğumun Siyah İnci'si...

İnci… Sislerin, bulutların arkasından görüyorum yüzünü 25 yıl sonra… Aklıma düştün İnci… Ayrancı’daki kocaman mahallemizin İnci’si… Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, komşuların dışladığı, herkesin çekindiği, geçimsiz, hırçın, hayatını birkaç kez birileriyle birleştirmiş ama hiçbirini sürdürememiş, önceki evliliklerinden olan çocukları inci bir kolyenin taneleri gibi etrafa dağılmış, her biri başka bir şehirde, evlere temizliğe giderek ve hep yarınını düşünerek yaşayan Fatma Teyze’nin biricik, küçük kızı İnci… İlklerini benimle paylaşan, bana da ilklerimi yaşatan tek çocukluk arkadaşım… 
Bir fotoğrafımız olsaydı, bu incili kız yerine 
ne çok isterdim onu koymayı buraya... 
İki kişilik bir hayatı vardı İnci’nin… Annesi ve kendisi… İki gözlü bir odada yaşanan bir hayat… Arada bir babasını görmeye giderdi Fatma Teyze’den gizlice… Bir kere de beraber gitmiştik babasının bakkalına… İlk defa illegal bir iş yapmanın korkusu kaplamıştı küçük yüreğimi… Sekiz yaşındaydık. Babasını görmeye giden arkadaşıma suç ortaklığı yapmıştım. Ya Fatma Teyze duysaydı. Küfür ederek kovalardı İnci’yi mahallemizin taşlı, tozlu, küllü yollarında… Sahi küfrü de ömrümde ilk defa İnci’nin annesinden duymuştum. 

Ne kadar kızsa da bağırıp çağırsa da kızını çok sevdiğini yıllar sonra anladım Fatma Teyze’nin. Biriktirdiği acılar, nefreti, hayata olan kızgınlığı onu bu hale getirmişti. Hem nasıl sevmesindi? Hayattaki tek varlığı iri, siyah gözlü, düz, siyah saçlı, güzel gözlü kızıydı. Toprak zeminin üzerine halısını serip oturan Fatma Teyze ihtiyar bir kadın olmasına rağmen,  ellerinin nasırlarına aldırmadan Hoşdere Caddesi’ndeki zengin evlerinin halısının altındaki parkeleri, mermer merdivenleri silmeye gider, İnci için 80'lerin zor günlerinde gecesini gündüzüne katarak çalışırdı. 

14 Mayıs 2013 Salı

Erdem'in Okuma Bayramı...

Geçtiğimiz Cumartesi Erdem'in okuma bayramındaydık.
 Anneannesi, dedesi, dayısı da bizimleydi. Annem ve babam, benden ve eşimden daha heyecanlıydı.

 Bu fotoğrafı inanın ilk fotoğraf olsun diye blog için çektirdim : ) O gün iş sorunlarım nedeniyle bozuk olan moralimi bu cicilerim düzeltti biraz... Çünkü ben kendimi çok olmasa da beğendim yani :P Ama fotoğraf çekme konusundaki yeteneğim biraz da poz verme konusunda olsa iyi olacak : ) 
Hep aynı hep aynı...


12 Mayıs 2013 Pazar

Anneler Günü Hediyelerimiz...

Anneler Günü'nde annem için yazdığım yazıdan sonra sıra geldi Anneler Günü hediyelerimizi sizlerle paylaşmaya... 

Okuma fırsatı bulamayanlar Bana "Kızım" Diyemeyen Anneme başlıklı yazımı okumak için buraya tıklayabilirler.

Bu yıl Anneler Günü'nde anneme çok farklı, daha önceki çanta, cüzdan, etek, bluz gibi sıradan hediyelerime benzemeyen unutamayacağı bir şey almayı planlıyordum ama hayatımdaki beklenmeyen gelişmelerin Anneler Günü haftasına denk gelmesi nedeniyle maalesef kısmet olmadı. :(

Bu yüzden klasik bir hediye oldu ama canım anneme onun severek kullanabileceği bir eşarp aldım. Çok beğendi nur tenlim, sağolsun... Zaten beğenmese de beğenmedim demez ve ona şimdiye kadar ne aldıysam hepsini çok beğenmişti. Zevkime güvenir sağolsun.


Bana "Kızım" Diyemeyen Anneme...

Adı tenine sirayet etmiş nur tenli kadın…

Babamın deyimiyle kırk yedi benli, babaannemin “Annene babandan önce ben vuruldum” dediği buna rağmen hayatı boyunca kayınvalidelik görevlerini eksiksiz yerine getirdiği, çocuk yaşta çocuk sahibi olmuş, çocuklarıyla beraber babamın diğer beş kardeşini de büyütmüş, beyaz tenli, ela gözlü güzeller güzeli bir kadın benim annem…

Bana dokuz aylık hamileyken sırtında kömür taşımış canım annem… Ben doğduktan sonra kalabalık hane halkına hizmet etmekten çocuk sevgisini tadamamış, dolayısıyla bana da anne sıcaklığını tattıramamış olmasının acısını ikimiz de uzun yıllar yaşadık. “Büyüklerin yanında çocuk sevilmez” kuralını babam zaman zaman delebilse de annem; gündüz sadece emzirmek için yanıma gelip, evin bütün işlerini bitirdikten, akşam yemeğini hazırlayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra odalarına çekildiğinde karanlıkta beni gizli gizli severmiş. Hatta bazen babam da gecenin sessizliğini çocuğunu sevip okşamak için fırsat bilirmiş.

Hafta sonları beni kırklayarak, Hacı Şakir’i kafama vura vura banyo yapar,

9 Mayıs 2013 Perşembe

Dünyanın En Güzel Kadınları Nasıl Yaşlandı?

Bendeki yaşlanma fobisi çevremdeki birçok arkadaşımın malumu… Ergenliğe girmeden önce başlayan bu korku 30 yaşımı devirince daha çok kendisini gösterdi maalesef : ) Lisede tüm arkadaşlarım “18’i bir geçsem, bir rüştümü ispatlasam, bir özgür olsam” diye heveslenirken,  taa o dönemden büyümek istemiyorum, çocuk kalmak istiyorum, bir daha 16-17 yaşlarıma geri dönmeyeceğimi bilmek beni çok korkutuyor diye feryat ettiğimi çok net hatırlıyorum. Ama ne yazık ki takvim acımasızca ilerledi. Reşit de oldum, 20 leri de geçtim, yolun yarısına gelmek üzereyim. Bugünlerde kendimle ve yaşımla barışma çabasına girmeye çalışıyorum : ) Çünkü bu korkuyla yaşamak bana zor geliyor.

Bu işe siyah beyaz filmleriyle tanıdığımız 60 ve 70’li yılların dünya ve Hollywood yıldızlarını inceleyerek başladım. Bana iyi gelmedi değil… Bu kadar güzel ve o yıllara damgasını vurmuş starların bile zaman içinde eciş bücüş olduklarını görünce içime biraz su serpildi. : ) Kendimi Hollywood aktristleriyle kıyasladığım için kahkaha atıyorum şu anda : )) Hadi şimdi beraber bakalım.


Elizabeth Taylor
Liz Taylor diye de anılır bu güzel kadın. Özellikle soldaki fotoğrafına hasta oluyorum. Hollywood sinemasına altın çağını yaşatan Elizabeth Taylor “menekşe gözlü yıldız” diye bilinirdi. Benim gözümde o Amerika'nın Seda Sayan'ı... : ) Zira Kadırgalı Aysel gibi bir çok defa nikah masasına oturdu. İki defa Oscar aldı veeee.........

 27 Şubat 1932 –  23 Mart 2011

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Elti, Görümce vs. Evlendikten Sonra Tanıştığımız Unvanlar... : )

Her yıl yaz mevsimi yaklaştığında “Bu yıl kaç yere altın götüreceğiz, kaç sünnet düğünü, kaç nişan, kaç düğün var, çeyrek kaç para, milletin düğünü bu yaz bize kaça patlayacak” gibi sorular sorup hesap kitap yapmayan yoktur herhalde, itiraf edin! Kendi düğünümüz, sünnetimiz varsa iyidir de büyük ikramiye gibi bir anda gelen altınları zaman içinde tekrar ait oldukları kişilere iade etmek zor gelir Türk insanına. Yeri gelmişken, acaba başka kültürlerde de altın hediye etme geleneği var mıdır? Sormak lazım. Bir Amerikalı, bir İtalyan, bir Brezilyalı amcasının oğlu evlenirken ne götürür? Saydığım ülkelerden, hatta İrlanda’dan, Uganda’dan bile takipçilerim var. Lütfen bu soruya cevap versinler. : )

Aslında meselemiz evlendikten sonra hayatımıza giren yeni aile üyeleri; sadece bizlere has olduğunu düşündüğüm ve evlenince tanıştığımız aile bireyleri unvanları… Elti, görümce, kaynana ya da diğer versiyonuyla kayınvalide, kaynata, kayınbaba, kayınpeder, bacanak, baldız, kayınço diye uzayıp giden birbirinden garip isimler… : ) Yeni jenerasyon bunlardan bihaber yetiştiği için bu konuya değinme gereği duydum. Bilmeseler ne kaybederler? Bence hiçbir şey… Özellikle genç kızlar için evliliğin en büyük handikabıdır bunlar. Erkekler için olsa da olur olmasa da… Onları pek etkilemez bu durum… Aynı şekilde dünya kültürlerinde de bacanak, baldız ve türevleri var mı, merak ediyorum. : )

Bir kız için evleneceği adamın bekâr bir erkek kardeşi olması demek, potansiyel bir eltinin varlığını müjdeler.

28 Nisan 2013 Pazar

Salonumuzun Kahve Köşesi : )

Bu hafta Pazar gününü evde geçiriyoruz. Biraz temizlik yaptık evi toparladık ve eşimle salonda ikimiz için bir kahve köşesi oluşturmaya karar verdik. 
Daha önce size evini gezdirdiğim Çağlayan Abi'min bir lafı vardı. 
Çağlayan Abi'nin o sözlerini hiç unutmayız. 

Der ki; insanın mutlu olmak için paraya değil, değişikliğe ihtiyacı vardır. İlk denemeniz tatil olsun... Uzun bir tatil yapamayacaksanız, hafta sonu tatiline çıkın. Her türlü tatile maddi olanaklarınız yetmiyorsa pikniğe gidin. Başka bir eve taşının. Bunların hiçbirini yapamıyorsanız, yatak odası ile oturma odasının yerini değiştirin. Onları da mı yapamadınız? 
O zaman odanın içindeki eşyaların yerini değiştirin. Mutlu olursunuz. 

Biz de bunu yapıyoruz herhalde... Kısa süre önce taşındık biliyorsunuz : ) Bugün de dışarı çıkacak gücü kendimizde bulamadık. Belki akşam... Bu yüzden salondaki eşyaların yerini değiştirdik : ) İşte  caddeye bakan penceremizin önündeki huzur dolu kahve köşemiz... : ) 



Huzur Sokağı'nın Necati'si Hakkında Bir Yorum

Taylan Güner... Huzur Sokağı'nda Necati karakterini oynuyor. Daha önce de televizyon dizilerinde oynamış bir tiyatro oyuncusu(ymuş) Ben kendisine ilk defa Huzur Sokağı'nda rastladım. Oyunculuğunu dört dörtlük bulmasam da bu arkadaşta "jön" olma potansiyeli mevcut. Zaten Türk sinemasının tarihine baktığımızda da jön oyuncular gerçek bir aktör olamamışlar. Fizikle götürmüşler işi yıllarca. Dolayısıyla Taylan Güner de yüzü, bakışı efendime söyleyeyim gülümsemesiyle bence bu dizide başrol oynamalıydı.


6 Nisan 2013 Cumartesi

Erdem'in Çantasından Çıkan Sürpriz

Benim tek tanecik, biricik bir oğlum var, biliyorsunuz. 1. sınıfa gidiyor. Zaman zaman haylazlık yapsa da her anne gibi o da benim değerlim… Bazen 1 yaşında bebek gibi davranıp beni kızdırır bazen de 40 yaşında insanın kalbinden ve dilinden dökülebilecek sözler çıkar ağzından… Bunları not ediyorum uzun zamandır, büyüdüğünde hayatın acımasızlıklarıyla tanışıp boğuşurken okuduğunda o gül yüzünde kırk gram tebessüm oluşsun diye...


Ama bu akşam karşılaştığım şey kısa bir not alarak geçiştirebileceğim bir şey değildi. Yazmak istedim. Senenin başında, okumayı öğrenecek heyecanıyla aldığımız ilk çantasını ve kalemliğini yıkamak için içini boşalttım. Defter, kalem, bozuk para cüzdanı, buruşmuş kâğıtlar, boyalar… İçinde bir şey kalmasın diye elimi son kez çantanın içine daldırdığımda parmaklarım onunla buluştu. Taşınırken Kuran-ı Kerim’leri kolilere koymam. Arabada ayrıca taşırız.  Bu küçük Kuran-ı Kerim de arabada kalmıştı. Oradan almış. Çantasına koymuş. Günlerce taşımış.

20 Mart 2013 Çarşamba

Nevruz Bayram mı, Kavga mı?

Üniversiteden çok değerli Azeri bir arkadaşımın attığı mesajla bugün Nevruz Bayramı olduğunu fark ettim. Mesaj aynen şöyleydi. “Güler salam… Necesen? Novruz bayramın mübarek olsun. Sene ve ailene bir ömür boyu xoşbextlik, huzur ve sağlıq arzu edirem. Novruzla ruzi-bereketiniz daim olur inşallah” Hoşuma gitti. Arkadaşımın böyle bir vesileyle 11 yıl sonra beni hatırlamasına gerçekten çok sevindim. Bu arada ilk kez Nevruz Bayramı’mın kutlandığını da söylemem lazım : )

Nevruz ya da Nevruz Bayramı deyince aklınıza ne geliyor? Benim gözümde hemen çocukluğuma dair bir silüet beliriyor. Yakılan ateşin üstünden atlayan erkekler… Bunlardan biri ateşin üzerinden atlayamaz ve yanar. Sonra hastane vs…


Akşam eve geldiğimde haberlerde Nevruz Bayramı nedeniyle yaşanan üzücü olayları gördüğümde açık söyleyeyim kafam karıştı. 

18 Mart 2013 Pazartesi

B-Fit Benden Kaç Santim Götürdü : ))

Eveeet, geldik zurnanın zırt dediği yere. : ))) Bugün B-Fit'te 1 ayım doluyor sanıyordum fakat yarın son günümmüş ama ben söz verdiğim gibi bugün yeni ölçülerimi aldırdım. (B-Fit Cevizlidere ile ilgili post için buraya tıklayın.) Sonuç beklediğim gibi çıktı. Gece spordan sonra yediğim yemekler bana kırık bir karne olarak geri döndü : )) 

1 ayda yalnız 600 gram verebilmişim : )) 700 gram da yağlardan gitmiş, off çok güldüm : ))) Siz de gülün. Ama toplamda 21 cm. incelmişim. : )) Daha iyisi olamaz mıydı? Tabii ki olabilirdi. Neden olamadığını ikinci fotoğraftan anlayacaksınız. : ))




Aşağıdaki fotoğrafta benim spora başlamadan önceki ve sonraki beslenme şeklimi görüyorsunuz. Yani spora başlamış olmam ağzımdan mideme giden yoldaki yolcuları hiç değiştirmedi. Aksine kervana yeni arkadaşlar da katıldı. 

16 Mart 2013 Cumartesi

Ana-Oğul Kızılay'dayız : )

Cumartesi'leri yarım gün çalışıyorum. Bazılarının tüy köklerine dokunsa da saat 14.00'da okulu terk ediyorum : ) Erdem'in okuma kitapları azaldı ve haftalardır Dede Korkut hikayeleri okumaktan bıktı. Piyano kulübü için de piyano kitabı alacaktık. Öğretmeni Dost Kitabevi'nde var dedi. Biz de Cumartesi'mizin kalan yarısını Kızılay'da geçirdik.

Erdem'e çok güzel kitaplar bana da çok şirin kolyeler aldık. Bu dört adet daireden oluşan kolyem Koton'dan... Hemen bunu gösterip asıl hikayeye geçmek istiyorum : )



 Önce Dost'a gittik. Şu AVM'ler açıldı açılalı, Kızılay'a yılda bir defa mecburiyetten gidiyorum. Her seferinde çok özlediğimi hissediyorum. Üniversite yıllarım... Yüksel Caddesi, Karanfil Sokak, Sakarya Caddesi ve kır pidecileri vs...

13 Mart 2013 Çarşamba

B-Fit Spor Merkezi, Antrenörlerim ve Bendeniz

1 hafta sonra B-Fit'te spora başlayalı tam 1 ay olacak. B-Fit nedir? Amerika'dan ithal bir fitness sistemi... 

Ben B-Fit'i kitabî dille değil, yaşadığım gibi anlatacağım size. B-Fit'le tanışmadan önce B-Fit'i tanımama vesile olan Ezgi Hocam'dan biraz söz etmem lazım. 

Bir yaz tatilinde Çeşme'deydik. Beden Eğitimi bölümü öğrencisi olan Ezgi, kaldığımız tatil köyünde bize sabahları spor yaptırıyordu. 

Onun da Ankaralı olduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim. Telefonları aldık, Ankara'ya döndükten bir süre sonra ablasıyla B-Fit açtığını söyledi, beni de davet etti. Hemen davete icabet ettim. Öpüyorum onu buradann : )))

Yukarıdaki fotoğrafta  Cevizlidere B-Fit'in girişini görüyorsunuz. Ezgi Hocam'ın B-Fit'inin de girişi aynıydı. : )) Çünkü B-Fit kurumsallaşmayı başarmış bir marka... Franchising sistemiyle tüm Türkiye'ye yayılmış. Çalışanlarından işletmecisine kadar herkes bayan...

11 Mart 2013 Pazartesi

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı-Ahmet Şerif İzgören

Uzun zamandır kitap tanıtımı yapamıyordum, başka mevzulardan bir türlü kitaba sıra gelmedi. Tüm kitapseverlerden özür dileyerek başlayalım. Bu kitabı Ayşe'ciğimle beraber gittiğim Congresium'daki kitap fuarından almıştım. Fuarla ilgili yazım çöken sitem yüzünden tarih oldu maalesef : ) Kitabımızın adı "Süpermen Türk Olsaydı, Pelerinini Annesi Bağlardı" Ahmet Şerif İzgören'in Elma Yayınevi standına beni Ayşe götürdü. Kişisel gelişim kitaplarını çok severmiş, hatta neredeyse hepsini hatmetmiş. Ben çok fazla kişisel gelişim okumam. Bir kaç Mümin Sekman okumuştum vaktiyle, bir de Ergün Arıkdal... Öyle kaldı. Sonra da bir daha kısmet olmadı.


Stantta bu kitabı görünce önce ismine vuruldum. Bende de biraz "koruyucu annelik" vasıfları var. Erdem'in sınıfındaki bir velimizin beden eğitimi dersi olduğu gün, dersten hemen sonra elinde saç kurutma makinasıyla okula gelip kendi çocuğuyla beraber terleyen tüm erkek çocukların saçlarını kurutması kadar olmasa da az çok ben de Türk annesiyim : ))) O yüzden kitap hemen gözüme ilişti. Belki çocuğu bir nebze de olsa serbest bırakmama yararı olur diye aldım ama hala okumadım. En kısa zamanda okuyacağım.

28 Şubat 2013 Perşembe

Renklerin Su Üstündeki Dansı... Ebru Yapıyorum...

Ebru su ve renklerin dansı... Ebru bir terapi... Ebru çok nadide bir sanat dalı... Bence ebru izlemesi icra etmekten daha fazla keyif veren adeta bir meditasyon... Çocukluğumdan beri ebruzenleri izlemeyi çok sevmişimdir. İlk defa geçen yıl denemiştim. Bu yıl da ilk fırsatta okuldaki ebru kulübüne damladım. Öğrenciler bitirdikten sonra hocamın yardımıyla birşeyler yapmaya çalıştım.  Burada ebru tekniklerinden battalı öğreniyorum :P Bu arada sevgili ebru hocam yetenekli olduğu kadar da güzeldir. : )

 
İzlerken kolay gibi duruyor ama yapması gerçekten zor. Hocamın yardımlarını görüyorsunuz. Battal yaparken sağ elinizle azıcık boyaya batırdığınız fırçayı tutuyorsunuz. Sol elinizin işaret parmağının yan tarafına hafif hafif fırçayı dokunduruyorsunuz. Üstünüze sıçratmamaya dikkat edin, boya lekeleri çıkmıyor. Aslında önlük giymek lazım ama işte biz süsümüzden taviz vermiyoruz. : ) Şaka tabii, önlüğüm yok ondan :)