23 Eylül 2012 Pazar

İyi ki Mogan Var Ankara'da...



Özellikle İstanbullular Ankara’nın çoraklığından, kuraklığından, susuzluğundan yakınırlar. Ankaralılar Mavi Gölü ile Çubuk Barajı ile Mogan Gölü ile mutluyken onlara neyse : ) Sanki iki şehri de yaratan bir değil…  Sanki İstanbul’a denizi kendileri getirmiş gibi ya da İstanbul’u İstanbul yapan onlarmış gibi abarttıkça abartırlar.  Ankara’da su yok, şu yok, bu yok diyenlerin de büyük bölümü Anadolu’nun daha kırsal yerlerinden kopup İstanbul’a yerleşen ailelerin üyeleridir. İstanbul’da doğup büyüyenler bile onlar kadar sahiplenmez. : )

17 Eylül 2012 Pazartesi

Aşağılık Komplekslilerin Dayanılmaz Varlıkları


Yeryüzünden silinesi, varlığının esamesi okunmayası, kendisini yetersiz hisseden, birileri onları belli yer ve makamlara layık bulduğu halde, bulunduğu yeri hazmedemeyen, başı eğik ama burnu dik, gözleri fel fecir okuyan, insanların kendisini methetmesinden olağanüstü haz duyan aşağılık kompleksliler! Bu tür karakterlerle yaşamak ve onlarla aynı havayı teneffüs etmek o kadar zor ki… Muhatap olmayayım dersiniz ama bu kez de kale alınmadığı için ayrıca kompleks yapıp diş bilerler. Avını bekleyen vahşi hayvanat gibi en ufak bir hatanı aleyhine değerlendirme fırsatını mutlak değerlendirirler.

11 Eylül 2012 Salı

Boyun Fıtığı Kaplıca Tedavisi-Afyon Bolvadin


Bilenler bilir. Ben ciddi bir boyun fıtığı hastasıyım. Ortopedik yastık, ilaç tedavisi, bir aylık fizik tedavi gibi tıbbi yöntemler ağrılarımı dindirmeye yetmeyince bütün kış boyu kaplıcaya gitmek için yazın gelmesini bekledim. Hidroterapinin fiziksel ve psikolojik birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğuna her zaman inanmışımdır. Merak edenler için boyun fıtığının bendeki belirtilerini söylemek istiyorum.

6 Eylül 2012 Perşembe

Detaylara takılmak...

Detay, ayrıntı, teferruat… Üçünün de manası aynı… Hangisini kullansam daha çok dikkat çekerim diye düşünmeden teferruatla başlamıştım ama kişilerin önyargıları yüzünden, bazen dilimizde aynı anlama gelen birçok kelimenin olması beni kızdırıyor. Kelimeleri bile sahiplenmişler. Detay desen şucu, teferruat desen bucu oluyorsun. Derken asıl konuşacağın meseleyi unutuyorsun. Ben hepsini kullanıyorum. Eski-yeni ayırmadan tüm sözcükler benimdir, o kadar diyerek şucu ve buculara meydan okuyorum.  Daha az önce aynı paragrafta hem “kelime”yi hem “sözcük”ü, hem “anlam”ı hem “mana”yı bir arada kullanmanın zevkini yaşıyorum ve şu anda daha konunun başında böyle bir detaya takıldığım için kendime kızıyor, dişlerimi sıkıyorum.

Bu kız sonunda sadede gelir. Teferruata takılmak hayatta en iyi becerilen şeylerden biridir. Bütün azılı problemler de bu beceri sayesinde yakalara yapışır. Uykusuzluk, asabiyet, şüphecilik,  umursamaz tavırlar, sarkastik davranışlar, olur olmaz hırçınlıklar, yersiz saplantılar, sayısız depresif haller…



5 Eylül 2012 Çarşamba

Neden derdim yok deme!

Deme! Neden derdim yok deme! Beyazlar içinde simsiyah rüyalar görürsün. Neden derdim yok dersen, saçlarını köklerinden yolup göz pınarların kuruyana kadar ağlarsın. Kurumuş yapraklar çıtırdar vücudunda, karanlık sokak köşelerinde uyanırsın uyanıkken…  Nefes alamazsın çoğu zaman, teselliyi bir saç fırçasında ararsın ya da eski bir kokuda… Korktuğun anlarda en sevdiğin tatlıyı hatırlamakta bulursun çareyi. Kendince… Seni anlamayacak bir sürü insana yakarsan da yüreğindeki denize attıkları taş bakışlarla milyonlarca damlayı yüzüne sıçratırlar.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Ankara'nın Huzur Merkezi; Hamamönü...

Fotoğrafları büyük boyutuyla görüntülemek için üzerine tıklayın!


Ramazan ayı içerisinde iftar için eşimle gittik Hamamönü’ne. Altındağ Belediyesi’ne bağlı bir mahalle… Belediye tarafından restore edilmiş, ben diyim Beypazarı, siz diyin Safranbolu evleri… Ankara’nın tam göbeği ama burada kendinizi başkentten kilometrelerce uzakta gibi hissediyorsunuz.