27 Mayıs 2013 Pazartesi

Mogan 2013 : )

Bu yıl Mogan sezonunu da açtık Allah'ın izniyle...
Erdem son zamanlarda her hafta sonu "Gölbaşı'na ne zaman gidiyoruz?" diye sorup duruyordu.
 Biz de bu Pazar çocuğumuzu kırmadık ve çıktık Mogan yoluna...
 Hemen bir fotoğraf Ankara'nın en sulu mekanından : )

 

23 Mayıs 2013 Perşembe

Çocukluğumun Siyah İnci'si...

İnci… Sislerin, bulutların arkasından görüyorum yüzünü 25 yıl sonra… Aklıma düştün İnci… Ayrancı’daki kocaman mahallemizin İnci’si… Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, komşuların dışladığı, herkesin çekindiği, geçimsiz, hırçın, hayatını birkaç kez birileriyle birleştirmiş ama hiçbirini sürdürememiş, önceki evliliklerinden olan çocukları inci bir kolyenin taneleri gibi etrafa dağılmış, her biri başka bir şehirde, evlere temizliğe giderek ve hep yarınını düşünerek yaşayan Fatma Teyze’nin biricik, küçük kızı İnci… İlklerini benimle paylaşan, bana da ilklerimi yaşatan tek çocukluk arkadaşım… 
Bir fotoğrafımız olsaydı, bu incili kız yerine 
ne çok isterdim onu koymayı buraya... 
İki kişilik bir hayatı vardı İnci’nin… Annesi ve kendisi… İki gözlü bir odada yaşanan bir hayat… Arada bir babasını görmeye giderdi Fatma Teyze’den gizlice… Bir kere de beraber gitmiştik babasının bakkalına… İlk defa illegal bir iş yapmanın korkusu kaplamıştı küçük yüreğimi… Sekiz yaşındaydık. Babasını görmeye giden arkadaşıma suç ortaklığı yapmıştım. Ya Fatma Teyze duysaydı. Küfür ederek kovalardı İnci’yi mahallemizin taşlı, tozlu, küllü yollarında… Sahi küfrü de ömrümde ilk defa İnci’nin annesinden duymuştum. 

Ne kadar kızsa da bağırıp çağırsa da kızını çok sevdiğini yıllar sonra anladım Fatma Teyze’nin. Biriktirdiği acılar, nefreti, hayata olan kızgınlığı onu bu hale getirmişti. Hem nasıl sevmesindi? Hayattaki tek varlığı iri, siyah gözlü, düz, siyah saçlı, güzel gözlü kızıydı. Toprak zeminin üzerine halısını serip oturan Fatma Teyze ihtiyar bir kadın olmasına rağmen,  ellerinin nasırlarına aldırmadan Hoşdere Caddesi’ndeki zengin evlerinin halısının altındaki parkeleri, mermer merdivenleri silmeye gider, İnci için 80'lerin zor günlerinde gecesini gündüzüne katarak çalışırdı. 

21 Mayıs 2013 Salı

Huzur Sokağı Sponsorluğuyla Şal Evi Işıltısı...

Ne zamandır size Şal Evi'nden söz etmek istiyordum, kısmet bugüneymiş. Hepinizin malumu son yıllarda tesettürlü bayanlar kullanım rahatlığından dolayı eşarptan çok şal takıyorlar. Ben de sürekli olmasa da 10 yıldır şal kullanıyorum ama eskiden sadece yaz aylarında, tatilde kullanırdım ve kumaşları da genelde pamuklu ya da sentetik olurdu. İpek şalların üretimiyle birlikte şallara olan ilgi iyice arttı. Geçen süre içinde fiyatlar da büyüdü tabii : )

İşte bu markalardan biri de yeni reklam yüzü ve 
Huzur Sokağı dizisi sponsorluğuyla adını tüm Türkiye'ye duyuran Şal Evi. 


19 Mayıs 2013 Pazar

Annemden İkea'ya, Oradan Endonezya'ya Kadar... : ))

Dün söylemiştim Pazar kahvaltısı için anneme davetli olduğumuzu ve geçtiğimiz yaz evlenen ve taaa Endonezya'dan gelen kuzenimle bu kahvaltıda buluşacağımızı... 
Düğününde gözyaşlarına boğulduğum Gülsüm'ü bu kez gülerek karşılamanın mutluluğunu yaşadım. Onun düğününü de yazdığım post blogda en çok okunanlar arasında... 
Düğününü hatırlamak isteyenler buraya tıklayabilir : )

Biz annemlere gittiğimizde kahvaltı hazır Gülsüm ve eşini bekliyorlardı. 
Onlar biraz gecikince ben de kardeşimin  muhteşem görünen anneler günü hediyesi orkidenin sizlerle paylaşmak için fotoğrafını çektim. Bloğun mu var derdin var arkadaş... Her gördüğünü fotoğraflamak istiyorsun : )) Bir süre sonra alışkanlık haline geliyor... : )



Lozan Parkı'nda Bir Cumartesi...

Akşam üzeri fenalık basıp Erdem de bizi evde bunaltınca dışarı çıkmak istedik. Bir Cumartesi akşamı nereye gidilebilir? Önce gidecek bir yer bulamadık. Sinemaya mı gitsek dedik, istediğimiz filmin seansları bize uymadı falan filan... Arabaya binince nereye gideceğimizi düşünürüz artık dedim ve arabanın kapısını kapatır kapatmaz Lozan Parkı'na gidelim dedim. Erdem kumla toprakla oynar, enerjisinin fazlasını toprakla paylaşır, ben de biraz rahatlarım, sonra da oradan 365'e ya da Çetinkaya'ya gidip yemek yeriz diye harika fikirler sundum. 


17 Mayıs 2013 Cuma

Beyaz Çiftin Siyahi Bebeği...

Son günlerde Türkiye gündemini daha yakından takip etme fırsatı bulabiliyorum. Nedenini biliyorsunuz : ) Bugün duyduğum bir haberle tam manasıyla şok oldum. Bu öyle bir hikaye ki, çok rahat bir gerilim sineması filmi olabilir, gişe rekorları kırar.

Olay şu ki; Türkiye'nin jet sosyetesinden Amerika'da eğitim almış bir kız yine sosyeteden bir adama aşık oluyor ve evlenmeye karar veriyorlar. Tabii onlarda klasik kına gecesi vs gibi adetler yok. Düğün gecesi bir bekarlığa veda partisi düzenliyorlar. Şarkılar, pop, caz, dans, alkol bilmem ne gırla gidiyor.. Gelin hanım alkolün de etkisiyle zenci bir dansçıyla ileri düzeyde yakınlaşıyor. Bütün bunlara rağmen nikah kıyılıyor, kısa bir süre sonra gelin hanımın bebek beklediği ortaya çıkıyor. Aile yakınları erkenden torun sahibi olmanın, bu büyük aşkın güzel bir meyvesi olacağı haberinin sevincini yaşıyorlar. 9 ay 10 gün sonra doğum sancıları başlıyor ve nur topu gibi siyahi bir bebek dünyaya geliyor. Damat kısa süreli bir şok yaşıyor tabii, gelinin de hafızası quick-motionla bir anda geriye sarıyor ve düğün gecesi yaşanan olayı hatırlıyor. Kızın ailesi kızı Amerika'ya yerleştiriyor, sonrası da bilinmiyor.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Böyle Misafirler Her Zaman Gelsin : )

Dopdolu bir post okumak için lütfen önce arkanıza yaslanın. Yakınınızdaki birine söyleyin, size bir fincan kahve getirsin ve okumaya başlayın... Okurken fotoğraflara bakmayı da ihmal etmeyin tabii. Eğleneceğinizi umuyorum, çünkü ben uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim : )

Aslında son bir haftadır işle alakalı bazı problemlerimden dolayı zor ve üzücü zamanlar geçirdim ama bunu sizlere yansıtmamaya çalıştım. Ayrıldığım işime home-office olarak çalışmaya devam ediyorum. İşten ayrıldığım ilk günlerde Nihan ve Evrim bana destek olmak amacıyla sana bir akşam oturmaya gelelim dediler, çok sevindim ama cidden üzüntüden elimi kaldıracak halim yoktu. Sen boş ver, biz bir şeyler yaparız dediler. Bana da evi temizlemek kaldı. Günlerce evde çöp üstüne çöp koymaya kolunda derman bulamayan ben arkadaşlarımın geleceği gün ev temizliğine kalktım. Bir taraftan da dua ettim, iyi ki geleceğiz demişler, yoksa ev pislikten batacakmış diye : )) Kirlilikten öte ev çok dağınıktı. İlk iş evin dört bir yanındaki soda ve gazoz şişelerini topladım. Büyük bir ayakkabılığım olmadığı için evin girişi ayakkabı mezarlığı gibiydi. İşyerimden getirdiğim eşyalar da hala yerlerinden ayrılmış olmanın hüznüyle torbalarıyla koridorda duruyordu. Çamaşırların, askılığın toplanması gerekiyordu. Birikmiş çamaşırların yıkanması, banyonun toparlanması gerekiyordu. Mutfağım da Esma'nın mutfağına dönmüş, tezgah tabak çanakla doluydu : ) Balkon atılacak çöplerden geçilmiyordu. Mutfak penceresinin önüne de kuşlara ekmek ıslatıp koymuştum. Öyle bir yumulmuşlar ki kanatlarıyla  sıçratarak penceremi mahvetmişlerdi : )

14 Mayıs 2013 Salı

Erdem'in Okuma Bayramı...

Geçtiğimiz Cumartesi Erdem'in okuma bayramındaydık.
 Anneannesi, dedesi, dayısı da bizimleydi. Annem ve babam, benden ve eşimden daha heyecanlıydı.

 Bu fotoğrafı inanın ilk fotoğraf olsun diye blog için çektirdim : ) O gün iş sorunlarım nedeniyle bozuk olan moralimi bu cicilerim düzeltti biraz... Çünkü ben kendimi çok olmasa da beğendim yani :P Ama fotoğraf çekme konusundaki yeteneğim biraz da poz verme konusunda olsa iyi olacak : ) 
Hep aynı hep aynı...


12 Mayıs 2013 Pazar

Anneler Günü Hediyelerimiz...

Anneler Günü'nde annem için yazdığım yazıdan sonra sıra geldi Anneler Günü hediyelerimizi sizlerle paylaşmaya... 

Okuma fırsatı bulamayanlar Bana "Kızım" Diyemeyen Anneme başlıklı yazımı okumak için buraya tıklayabilirler.

Bu yıl Anneler Günü'nde anneme çok farklı, daha önceki çanta, cüzdan, etek, bluz gibi sıradan hediyelerime benzemeyen unutamayacağı bir şey almayı planlıyordum ama hayatımdaki beklenmeyen gelişmelerin Anneler Günü haftasına denk gelmesi nedeniyle maalesef kısmet olmadı. :(

Bu yüzden klasik bir hediye oldu ama canım anneme onun severek kullanabileceği bir eşarp aldım. Çok beğendi nur tenlim, sağolsun... Zaten beğenmese de beğenmedim demez ve ona şimdiye kadar ne aldıysam hepsini çok beğenmişti. Zevkime güvenir sağolsun.


Bana "Kızım" Diyemeyen Anneme...

Adı tenine sirayet etmiş nur tenli kadın…

Babamın deyimiyle kırk yedi benli, babaannemin “Annene babandan önce ben vuruldum” dediği buna rağmen hayatı boyunca kayınvalidelik görevlerini eksiksiz yerine getirdiği, çocuk yaşta çocuk sahibi olmuş, çocuklarıyla beraber babamın diğer beş kardeşini de büyütmüş, beyaz tenli, ela gözlü güzeller güzeli bir kadın benim annem…

Bana dokuz aylık hamileyken sırtında kömür taşımış canım annem… Ben doğduktan sonra kalabalık hane halkına hizmet etmekten çocuk sevgisini tadamamış, dolayısıyla bana da anne sıcaklığını tattıramamış olmasının acısını ikimiz de uzun yıllar yaşadık. “Büyüklerin yanında çocuk sevilmez” kuralını babam zaman zaman delebilse de annem; gündüz sadece emzirmek için yanıma gelip, evin bütün işlerini bitirdikten, akşam yemeğini hazırlayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra odalarına çekildiğinde karanlıkta beni gizli gizli severmiş. Hatta bazen babam da gecenin sessizliğini çocuğunu sevip okşamak için fırsat bilirmiş.

Hafta sonları beni kırklayarak, Hacı Şakir’i kafama vura vura banyo yapar,

10 Mayıs 2013 Cuma

Muhafazakar Oteller Neden Pahalı?

Bugünlerde ben de herkes gibi tatil hayalleri kuruyor ve güzel bir tatil için kendime uygun bir otel, tatil köyü vs araştırıyorum.  Deniz, kum, güneş, kızlar… : ) demeyeceğim tabii :P 

Evet, araştırıyorum ama karşıma yıllardır hep aynı oteller çıkıyor. Turizm sektörü Türkiye’de çok gelişmiş olmasına rağmen, tesettürlü bir bayan olduğum için hep aynı otellere mecbur kalıyoruz. Bu mecburiyetten ötürü muhafazakâr ailelere hitap eden otellerin fiyatları çok fahiş… Hizmet ve kalite açısından 5 yıldızlı normal bir otele verdiğinizin belki iki katını ödemekten ben bıktım. E tabii fiyat yüksek olunca, yeter ki denizin tuzu derime değsin bari diye 1 hafta yerine 3 gece 4 gece kalmaktan da bıktım. Biraz araştırdım, tam gidilmesi gereken sezonda kişi başı 195 TL... Çocukla beraber üç kişi gidersek bir gece için yarım milyar para vermek akıl kârı mı acaba? : )

Ayrıca ben havuzdan çok denizi seviyorum ve Türkiye’de Meltem Tatil Köyü hariç bayanlara özel plaj tahsis eden bir otel daha yok. Bayanlar için deniz suyuyla doldurulmuş havuzumuz var diyorlar. Doğan görünümlü Şahin gibi… : ) Meltem Tatil Köyü Çeşme'de ama taşrada bildiğin gerçek bir köy gibi… Odalarını hiç beğenmiyorum, çok yetersiz, sadece yemekleri güzel ve denize sıfır bayanlar için plajı var. Bu yüzden de fiyat almış başını gitmiş.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Dünyanın En Güzel Kadınları Nasıl Yaşlandı?

Bendeki yaşlanma fobisi çevremdeki birçok arkadaşımın malumu… Ergenliğe girmeden önce başlayan bu korku 30 yaşımı devirince daha çok kendisini gösterdi maalesef : ) Lisede tüm arkadaşlarım “18’i bir geçsem, bir rüştümü ispatlasam, bir özgür olsam” diye heveslenirken,  taa o dönemden büyümek istemiyorum, çocuk kalmak istiyorum, bir daha 16-17 yaşlarıma geri dönmeyeceğimi bilmek beni çok korkutuyor diye feryat ettiğimi çok net hatırlıyorum. Ama ne yazık ki takvim acımasızca ilerledi. Reşit de oldum, 20 leri de geçtim, yolun yarısına gelmek üzereyim. Bugünlerde kendimle ve yaşımla barışma çabasına girmeye çalışıyorum : ) Çünkü bu korkuyla yaşamak bana zor geliyor.

Bu işe siyah beyaz filmleriyle tanıdığımız 60 ve 70’li yılların dünya ve Hollywood yıldızlarını inceleyerek başladım. Bana iyi gelmedi değil… Bu kadar güzel ve o yıllara damgasını vurmuş starların bile zaman içinde eciş bücüş olduklarını görünce içime biraz su serpildi. : ) Kendimi Hollywood aktristleriyle kıyasladığım için kahkaha atıyorum şu anda : )) Hadi şimdi beraber bakalım.


Elizabeth Taylor
Liz Taylor diye de anılır bu güzel kadın. Özellikle soldaki fotoğrafına hasta oluyorum. Hollywood sinemasına altın çağını yaşatan Elizabeth Taylor “menekşe gözlü yıldız” diye bilinirdi. Benim gözümde o Amerika'nın Seda Sayan'ı... : ) Zira Kadırgalı Aysel gibi bir çok defa nikah masasına oturdu. İki defa Oscar aldı veeee.........

 27 Şubat 1932 –  23 Mart 2011

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Gitsin Burak Kut'lar, Ozan Orhon'lar... Gelsin Justin Bieber'lar... : )

Bu yazıyı 13-18 yaş aralığındaki kız çocukları(!) ve genç kızlar için yazıyorum. Dileyen yetişkinlerin de okuma özgürlüğü var tabii : )

Son günlerde Türkiye’de bir Justin Bieber rüzgarı esiyor, çok geç haberim olsa da bu rüzgar beni de teğet geçti. Küçücük bir çocuk ama peşinden milyonları sürüklüyor. Televizyonu açsam bu çocuk, gazetede, internette, iş yerinde çocukların dilinde, her yerde… İstanbul’a konser vermeye gelmiş, İstanbul’un zaten felç olan trafiğini iyice kötürüm etmiş bacak kadar boyuyla… Türk kızlarını beğenmemiş, “Ter kokuyorlar” demiş ki buna katılmamak elde değil : ) Biraz agresifmiş, konserde sahneye oyuncak atıldı diye küsmüş, sahneyi terk etmiş, geri dönmüş. Falan filan… Çocuk denecek yaşta genç kızlar da bu velet için yanıp tutuşmuşlar. Ağlayanlar, sızlayanlar, ilan-ı aşk edenler… 



Nihan'la Okuma Bayramı Alışverişi

Çok yoğun ve yorucu bir gün geçirdim bugün... Şu an ciddi anlamda ayaklarım şişmiş durumda ve özellikle sol ayağım inmiyor. 8. sınıfların yıllıkları için kepli fotoğraf çekimi vardı okulda. Onlarla ilgilendim. Tam 6,5 saat sürdü. Nadiren oturabildim. Bitince biraz nefes aldım, sonra zaten hemen  akşam oldu. 



5 Mayıs 2013 Pazar

Aile Büyüklerimizden Soframa Tam Not :))))

Vee sabah misafirlerim geldi. 
Dün gece yorgun argın sizlerle paylaştığım soframın dolu hali de böyleydi. 
Misafirlerim umduğumdan daha çok beğendi.
Çalışan bir bayandan beklenmeyen bir performans olduğunu söylediler, koltuklarım kabardı. 
Babaannem " Görüyon mu bizim kızı, büyümüş de neler de yaparmış" deyince doping almış gibi hizmet etmeye başladım : )))


Hazırladığım En Şık Kahvaltı Sofram... : )

Yarın annemlerle beraber canım babaannem ve halamı kahvaltıya davet ettim. Aslında uzun zamandır istiyordum ama kısmet olmadı bir türlü... Yeni taşındığım ve akıbetimizin belli olmadığı bu evimize daha hiç gelmediler. O yüzden daha fazla geç kalmamam lazımdı.

Çok becerikli bir bayan olmadığım için babaanneme çok özenerek ve internetten  öğrendiğim gibi geceden bir kahvaltı sofrası hazırladım. Servisliği kullandığım peçeteyle kaplama fikrini de otobiyografimde bahsettiğim Çatı Katı İlkay'dan öğrendim. 
Ev hanımlığı konusunda onun bloğundan çok faydalanıyorum. : ))
 Benim gibi tüm maharetsizlere duyurulur.


1 Mayıs 2013 Çarşamba

Elti, Görümce vs. Evlendikten Sonra Tanıştığımız Unvanlar... : )

Her yıl yaz mevsimi yaklaştığında “Bu yıl kaç yere altın götüreceğiz, kaç sünnet düğünü, kaç nişan, kaç düğün var, çeyrek kaç para, milletin düğünü bu yaz bize kaça patlayacak” gibi sorular sorup hesap kitap yapmayan yoktur herhalde, itiraf edin! Kendi düğünümüz, sünnetimiz varsa iyidir de büyük ikramiye gibi bir anda gelen altınları zaman içinde tekrar ait oldukları kişilere iade etmek zor gelir Türk insanına. Yeri gelmişken, acaba başka kültürlerde de altın hediye etme geleneği var mıdır? Sormak lazım. Bir Amerikalı, bir İtalyan, bir Brezilyalı amcasının oğlu evlenirken ne götürür? Saydığım ülkelerden, hatta İrlanda’dan, Uganda’dan bile takipçilerim var. Lütfen bu soruya cevap versinler. : )

Aslında meselemiz evlendikten sonra hayatımıza giren yeni aile üyeleri; sadece bizlere has olduğunu düşündüğüm ve evlenince tanıştığımız aile bireyleri unvanları… Elti, görümce, kaynana ya da diğer versiyonuyla kayınvalide, kaynata, kayınbaba, kayınpeder, bacanak, baldız, kayınço diye uzayıp giden birbirinden garip isimler… : ) Yeni jenerasyon bunlardan bihaber yetiştiği için bu konuya değinme gereği duydum. Bilmeseler ne kaybederler? Bence hiçbir şey… Özellikle genç kızlar için evliliğin en büyük handikabıdır bunlar. Erkekler için olsa da olur olmasa da… Onları pek etkilemez bu durum… Aynı şekilde dünya kültürlerinde de bacanak, baldız ve türevleri var mı, merak ediyorum. : )

Bir kız için evleneceği adamın bekâr bir erkek kardeşi olması demek, potansiyel bir eltinin varlığını müjdeler.