30 Temmuz 2013 Salı

Konyalı Hacı Usta'da Aile İftarı...

Yeni bir Ramazan, yine bir iftar postuyla merhaba,
Bir önceki postta TİGEM'de yaptığımız iftarda yemekleri beğenmeyince annemleri iftara davet edelim bahanesiyle ertesi gün Balgat'taki Konyalı Hacı Usta'da bir iftar daveti verdik.
Bu Ramazan annemlere iki defa iftara gidince haliyle benim de onları davet etmem gerekiyordu ama Ramazan'ın verdiği rehavetle evde iftar hazırlama gücünü kendimde bulamadım.
Yemekte anneciğim, babacığım, kardeşim ve bizim çekirdek ailemiz hazır bulundu. :)
Peki neden Konyalı Hacı Usta?
Daha önce bir kaç defa gittiğimiz, güvendiğimiz, yemeklerinin lezzetinden ve kalitesinden şüphemiz olmayan bir mekan...
Aşağıda iftariyelik ve çorba tabağını görüyoruz.
 Helva, tereyağı, bal gibi zengin çeşitlerinden oluşan diğer iftar tabağının fotoğrafını çekmeyi unutmuşum.

Tandır kebabın ( Soldaki ) Konyalı Hacı Usta'nın vazgeçilmezi olduğunu bilenler bilir.
İftar menüsünde tandır kebap haricinde karışık ızgara (Sağdaki) ve benim vazgeçilmezim olan etli ekmek ( kendi yediğim yemeğin fotoğrafını çekmeyi koyu muhabbetten ötürü unutmuşum ) de vardı.



Tatlılarda iki alternatif imkanı vardı.
 Birisi hemen aşağıdaki muhteşem görünümlü Sac Arası isimli tatlı ki ömrümde bu kadar hafif ve lezzetli bir tatlı daha yemedim.
( Babaannem alınmasın. Onunkiler hariç tabii ki : )



Masanın yarısı tatlıda Sac Arasını denerken diğer yarısı da
 klasik Türk tatlı lezzeti fıstıklı kadayıftan vazgeçmedi. :)



Biz sohbet koyulaşınca iftardan sonra uzun bir süre daha çay faslını bitiremedik.
O sırada iftardan neredeyse 1 saat sonra emekçi personel oruçlarını açmaya yeni oturmuşlardı.

Şu an aklıma bir mankenciğin lüzumsuz bir sözü geldi.
"Dağdaki çobanla benim oyum bir  mi olacak?" demişti ya...
Bizden 1 saat sonra oruç açanla bizim orucumuz bir mi olacak diye düşünmüyorum değil.
Allah hepimizin oruçlarını kabul etsin.


Son olarak o geceye ait bizden bir kare...

Bu arada fiyat bilgisi vermiyorum artık. Nasıl olsa bu tarz konuları merak edenler mail atıyor ya da Facebook sayfamdan soruyor, olmadı blogdan soruyor, ben de öyle durumlarda cevap veriyorum.
Sadece şunu söyleyebilirim.
Kendi klasmanında başka restoranlara göre gayet makul fiyatlar
ve menüler gerçekten çok lezzetli ve doyurucu.
Öneriyor musun derseniz, tabii ki... : )




Başka iftarlarda görüşmek üzere...
Sevgiler...

Not: Siz de bloğumu Facebook'tan takip etmek isterseniz buraya tıklayıp sayfamı beğenebilirsiniz.

26 Temmuz 2013 Cuma

TİGEM'de İftar...

15 günlük ev iftarlarından sonra dışarı çıkalım istedik
ve geçtiğimiz hafta sonu çiftlikteki  Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Sosyal Tesisleri
TİGEM'de iftarımızı açtık.
Eşim daha önce gittiği için ona güvendim.
Bana piknik yapar gibi orman içinde iftarımızı açacağımızı söylediğimde çok sevindim. Erdem için de iyi olacaktı.

Şirin kamelyalar uzaktan bakıldığında harika bir görüntü ortaya çıkarıyordu.



Burası da yemeğini dışarıdaki harikulade manzaranın yerine içeride yemek isteyen muhalif ruhlu tipler  için... Tabii yağışlı havaları da düşünmek lazım : )




İftarı kah hüzünlenip sessizce bekleyerek kah Twitter'a girerek bekleyen ben...
Son dakikalarda hiç çekilmiyorum. : )




Biz beklerken Erdem acıktı. Çocukcağıza iftarı bekletmedik tabii ki... :)


Bizden yaklaşık 40 dakika önce yedi yemeğini...
Gözlerimizin önünde... : ) Hain evlat : )



Etraf çeşit çeşit hayvanlarla doluydu. Vakti biraz da onlarla oyalanarak geçirdim.
Kazlar ve kediler normal de postun sonuna doğru ayağımın dibine gelen hayvanın ne olduğunu söylemiyorum. Birazdan görürsünüz. Azıcık merak edin... : )






Sonunda ezan okundu, vakit geldi.
Self servis aldığımız yemeklerimizi masamıza getirdik getirmesine amaa.... : )
Ortam ne kadar güzelse yemekler de bir o kadar kötüydü maalesef...
Soldaki yayla çorbalı, tavuklu menü bana,
Sağdaki ezogelin çorbalı köfteli menü de eşime ait...
Hakkını yemek istemiyorum. her iki çorba da güzeldi.
Eşimin de tüm yemeklerinin tadına baktım tabii ki : )
Ne yağı kullandıkları anlaşılmayan pilav ve ana yemekler vasatın çok çok altındaydı.
Eşim köftesinden bir tane yiyebildi.
Onun köftelerini ve benim bageti kediciklere armağan ettik.
Anladık ki bu yemek bizim değil onların nasibiymiş : )


Az kalsın unutuyordum.
Yemek yanında kızarmış ekmek ikram ettiler. Sevdim bunu, özellikle çorbayla...



Yemekten sonra asıl eğlence Erdem için başlıyordu.
Çimlerin üzerinde oradan oraya zıpladı.
Her ne kadar yemekleri beğenmesek de yeşili çok sevdik.
Erdem çok eğlendiği için gittiğimize pişman olmadık ama
Şöyle bir ders aldık; buraya yemekten sonra semaverle çay içmek için gelmek  gerek...



Üstteki kareden birkaç dakika sonra
Erdem'in yuvarlandığı çimlerin üzerinde bu sevimli kirpiyi gördük. :)
Doğayla fazlasıyla iç içe bir yer....
Benim gibi ömründe ilk defa kirpi görenler içinse safari  gibi geliyor hihi : )))



Erdem pek oralı olmadı. Buranın tadını çıkarmaya devam etti.
Tüm enerjisini attı orada...
Kendi kendine kendisini havada çektiği bir kare... : )



İftardan sonra tesislere ait Tivmaş marketteyiz.
Kapının girişinde memleketimin tuzlarıyla karşılaşınca fotoğraflamayla bırakmayıp iki poşet aldım.
Çok iri olanları tıpkı alttaki fotoğraftaki gibi bir kaba koyduğunuz zaman zararlı elektromanyetik dalgaları topluyormuş.
Tuzun dibine biraz su koyarsanız astım hastalarına iyi geldiği biliniyor.
Oksijen akışı kaya tuzunu lambalarda veya mumlarda yakarak arttırılabiliyor.
Kaya tuzu lambaları negatif serbest iyonları salarak oksijen akışını artırıyor.


Aslında son birkaç yıldır yemeklerde de hep kaya tuzu kullanmak istiyordum ama bulamamıştım. Değirmeni de uzun zaman önce almıştım, hazırda bekliyordu.
Memleketimden çıktığı için demiyorum ama kaya tuzunun insan sağlığına  çok faydası var. :)
Bir defa rafine edilmediği için içerisindeki mineralleri kaybetmiyor.
Hiçbir kimyasal barındırmağı için diğer tuzlara göre çok sağlıklı...
Bağırsak fonksiyonlarını geliştirip, asiditeyi düşürüyor.
Pek çok solunum rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılıyor.
 Alerji, astım ve soğuk algınlığı tedavisinde de kaya tuzunun çok etkili olduğu biliniyor.
  Sinüs iltihaplarını azaltıyor.
Demir, magnezyum, bakır ve kalsiyum gibi organlarımız için gerekli elementleri barındırıyor.



Arasında hiçbir fark olmayan benim memleketimin ve Himalaya'nın tuzlarını yan yana görmektesiniz. Aslında Himalaya tuzunun fotoğrafını hiç çekmeyecektim ama aradaki fiyat farkını görün istedim. Türk medyası yıllardır elalemin tuzunun yerine kendi ülkesinin tuzunun reklamını yapsaydı, böyle bir tablo görülmeyecekti.





Tivmaş'tan bir çift de tabak almıştım.
2-3 gün önce sahurda yaptığım peynirli börekleri bu tabakta servis yaptım.
 Facebook'tan takip edenler hatırlamıştır. Orada paylaşmıştım.
Bu arada bloğumdaki paylaşımlarımı Facebook'tan takip etmek isteyenler buraya tıklayarak Facebook sayfamı beğenebilirler.




Oraya giderken de rahat olsun diye yeni aldığım ama henüz hevesimi alamadığım feracemi giydim.
Bugünün hatırası da böyle bir fotoğraf oldu.






 3. Ramazan postu çok yakında...
Buradaki yemekler kötü olunca dışarıda yemek yeme hazzı duyamadım.
Hemen ertesi gün annemleri dışarıda yemeğe davet ettim.
Fotoğraflar hazır...
Ama hazırlayacak bir blogger lazım : ))
Görüşmek üzere...








23 Temmuz 2013 Salı

Yeni tutkum; Ferace :)) Hacı Bayram'dayız...

Geçtiğimiz hafta sonu bizim için o kadar dolu geçti ki size anlatacaklarım da birikti. 
Gittiğim yerlerde bol bol fotoğraf çektim ki siz de belki Ramazan'dan önce değerlendirmek istersiniz diye... Bundan sonra hazırda bekleyen iki post daha olduğu için uzun uzadıya yazı yazmayacağım. 
Cumartesi günü annem iftara davet etti.
Aynı gün iftara gitmeden önce Hacı Bayram-ı Veli'ye gittik.
Sebebi son zamanlardaki aşırı ferace isteğim...
Orada bulabileceğimi söylediler. Ben de Cumartesi'yi değerlendirelim istedim.


Buradaki evler belediye tarafından restore ediliyor. Her yer inşaat... Park yeri bulmak çok zor...
Bir tane ücretli otopark var. Orada bile zor yer bulunuyor.
Her şey bittikten sonra ortaya harika bir alan çıkacağa benziyor.


Girişte bizi ilk karşılayan bakır züccaciye ürünleriydi.
Zemzem suyu takımı, şekerlikler, gülsuyu kabı gibi...




Restorasyonunun tamamlanmasına beş kala muhteşem bir yapı... :)




Ve benim hayatımdaki en önemli iki erkek de tabii ki yanımda... :)
 Arkalarında Ankara Kalesi manzarası vardı.






Biraz ilerideki yeşil alanda Ankaralıların iftarı beklediğini gördük.
Böyle manevi bir ortamda yeşillikler üzerinde piknik yaparak iftar açmak için beklemenin mutluluğunu inanın gözlerinden okudum.






Yine girişteki derme çatma dükkanlarda feraceden çok namaz kıyafetleri gördüm.
Bunu giydim, çok beğendim ve aldım. Gerçekte fotoğraflarda durduğu kadar kötü durmuyor. :)
Özellikle tesettürlü olmayıp namaz kılan bayanlar için çok kullanışlı ve pratik...
Çok hafif ve buruşmadığı için katlayarak çantada yanlarında taşıyabilirler.





Başkentin manevi gücü Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri için de dua ettik.
İftara geç kalmamak için türbeye giremedik.
Erdem çok merak etti içeriyi...Bir daha ki sefere görecek kısmetse...





Cami avlusunda Beyaz TV'nin iftar programı hazırlıklarına rastladık.





Bu çeşmeler yeni yapılmış.
Kısa bir süre sonra bu musluklardan Osmanlı şerbeti, limonata ve ayran akacakmış. :)



  
Dinlenme zamanı...
Tam şöyle değerli eşimle birlikte hoş bir fotoğraf çektirelim derken telefon geldi :)
Sinirlendim ama çaktırmadım :)





Namaz kıyafeti almama rağmen hala bir ferace bulamamanın üzüntüsünü yaşıyordum.
Erdem'in "dürbün dürbüüünnn" naralarıyla kendime geldim. :)
1 TL karşılığında Ankara'yı izleyebiliyorsunuz.




Veee işte girip 398309435 ferace denediğim bahtsız dükkan... :))






Sonunda buna karar verdim.
O kadar rahat bir şey ki herkese şiddetle tavsiye ederim.





Aynı mağazadan bir görüntü... :)






Gri pembe yıldızlı namaz kıyafetinde de çok gözüm kaldı.
Yakndan daha şirin görünüyordu.
ı




Bazen misvak kullanırım ve kullandıktan sonra koyacak yer bulamazdım.
Bunlardan da bir çift aldık.







Peygamberimizin mührünün işlendiği bu gümüş yüzüğü de çok beğendim ama eşime aldıramadım. Fiyatını yüksek buldu.
4 gün sonra doğum günü, acaba bunu mu alsam hediye olarak...
Bir taraftan da çok beğenseydi kendi alırdı diye düşünüyorum.
Çok fazla yüzük takı seven bir adam değildir.
O yüzden riske de atmak istemiyorum.







Evet eşim takı sevmez ama ben çok severim. :)
Son olarak kendime lale desenli bu kolyeyi hediye ederek dükkandan da Hacı Bayram-ı Veli'den de koşar adımlarla uzaklaştık.






Mağazanın sahibi Muhammet Abisi Erdem'e gül kokulu çocuk seccadesi hediye etti.
Bir de zemzem suyu aldık ve doğru annemlere gittik.
Annemin benim için yaptığı mantısı, eşim için yaptığı fırında karnıyarığı, Erdem için yaptığı pilavı ve hepimiz için yaptığı revani tatlısı anne tadındaydı.


20 Temmuz 2013 Cumartesi

Ramazan'ın İlk Davetinde Mezun Olduğum Lisedeydim

Bu Ramazan'ın ilk iftar yemeği daveti için mezun olduğum liseye gittim. Toplumun mütedeyyin kesimlerinin çocuklarının eğitim gördüğü okulumun 16 yıl sonra manevi havasını solumak bana çok iyi geldi.

İftar organizasyonu okulun yemekhane katındaydı. Sanki orası benim yıllarca koridorlarında dolaştığım okul değilmiş gibi yemekhaneye çıkana kadar üç-dört kişiye yolu tarif ettirdim. Unutmuşum. Yüzlerce kişi vardı. Tanıdık, tanımadık herkes tanıyormuşum gibi geliyordu. 





En üst katta olan yemekhaneye asansörle değil anılarımı yad etmek için merdivenlerden çıkmayı tercih ettim. Her katın penceresinin önünde durup onlarca anımı hatırlatan okulun bahçesini seyrettim. Bundan 16 yıl önce bu bahçenin her köşesindeydim. Gözlerim doldu, birileri görmeden sildim, bir kat daha çıktım. İftardan sonra da tabii ki burada bir fotoğrafım olsun istedim.  





Bizim dönemden üç-dört arkadaş bulabildim. Aşağıdaki fotoğrafta sınıf arkadaşımlayım. Kendisi alınmasın ama o dönem "inek" diye tabir edilen öğrencilerindendi. Hem çok çalışkan hem de çok zekiydi. ODTÜ Matematik Öğretmenliği bölümünü kazandı kazanmasına ama 28 Şubat darbesi yüzünden okuldan atıldı. Aradan yıllar geçti. Evlendi, üç çocuğu oldu ve belkide tam ümitlerinin tükendiği anda affedilerek okuluna devam etti. 33 yaşında 3 çocuklu bir anne olarak ODTÜ'den mezun olmak üzere... Allah yardımcın olsun arkadaşım. Gerçekten azmin ve başarın takdire şayan... 






Biz okulumuzu öyle özlemişiz ki herkes gitti ama biz bir türlü kalkamadık. Bendeki B12 eksikliği yine beni herkese rezil etti. Arkadaşlarımı tanımakta öyle zorlandım ki... Hatta bir sınıf arkadaşımı o kadar anlatmalarına rağmen bir türlü hatırlayamadım. Meğer en çok sevdiğim öğretmenimin kız kardeşiymiş. 
Kesin kardeşini öğretmenimden kıskandım ve tamamiyle hafızamdan sildim. Başka açıklaması yok yani...
 Kusura bakma Serap... :)





 Eski okul müdürümüzle de sohbet ettik. O fotoğrafları sonra ekleyeceğim inşaallah. Sabırsızlandım, o yüzden bu kadarla yetindim.

Harika bir akşamdı. Muradiye'deki  hocalarıma, arkadaşlarıma ve bütün dostlarıma sevgilerimi gönderiyorum.