26 Ağustos 2013 Pazartesi

Kokoş'un Pizza Böreği

Geçen hafta canım arkadaşım, eski dostuma ziyarete gitmiş; o günü ve
arkadaşımın ev dekorasyonu konusunda zevkini yansıtan her ayrıntıyı burada bol bol fotoğraflarla uzun uzun anlatmıştım.
Evi anlatmaktan yiyip içtiklerimize sıra gelmemişti hatırlarsınız. Sadece pizza böreğini görüntülemiş ve sizlerle tarifini paylaşacağıma yine burada söz vermiştim. Sözümü tutuyorum. : )
Ben gittiğimde böreğin ilk iki aşaması tamamlanmıştı ve tam bu haldeydi.
Buraya kadar olan kısmı Kokoş'a anlattırdım tabii ki... : )
Önce malzemeler; 4 adet yufka ve içi için evde ne bulursanız ondan : )) Mesela bunun içinde maydanoz, taze kırmızı biber, mantar, sucuk ve en üstte gördüğünüz gibi kaşar peyniri var...
Önce iki yufkayı alıyorsunuz. 1.sini yusyuvarlak açtıktan sonra her yerine sıvı yağ sürüyorsunuz.
Üstüne ikinci yufkayı yayıyorsunuz. Onun üstüne de yağ sürülüyor muydu? Hatırlayamadım.
Annenize sorun o bilir...
Sonra önünüzdeki dairelerin dört tarafından kenarlar karşılıklı ortada birleşecek şekilde, yani bir kare olacak şekilde katlıyorsunuz.
İşte burayı kaçırmamız kötü oldu. Ne yapalım.
Tüm iç harcını tam ortaya döküp en üste kaşar rendesi koyuyorsunuz.


25 Ağustos 2013 Pazar

Everywhere R4BIA... Mısır için Direniş, İnsanlık İçin Diriliş Mitingi... Sıhhiye Meydanı...

21. yüzyılda, çok gelişmiş kitle iletişim araçlarının var olduğu milenyum çağında, 
Avrupa'nın, Amerika'nın, Bir"leş"miş Milletler'in, medyanın, dünyanın gözü önünde Orta Doğu'da gerçek mermilerle, kimyasal silahlarla bebekler, kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar, insanlar 
KATLEDİLİYOR!

Ve bazı sözde İslam ülkeleri dahil olmak üzere 
bütün dünya bir âmâ gibi yaşanan KATLİAMI, akan oluk oluk kanları görmüyor, görmezden geliyor.





Canlı yayında "Mısır'da darbe oldu" haberini ilk dinlediğim anda biraz tarih ve siyaset bilimine ilgi duyan herkes gibi akacak kanı, yaşanacak ölümleri  düşünmüş ve gayrihtiyari ağzımdan çıkan "Olamaz" sözcüğünün ardından ağlamaya başladığımı bugün gibi hatırlıyorum. Ama darbenin bu denli bir kıyıma, böyle korkunç bir vahşete dönüşeceğini hiç düşünmemiştim. 

Zaten aylardır, Mısır'da ve Suriye'de yaşanan acıyı hepiniz görsel ve sosyal medyadan takip ediyorsunuz ve sürekli dua halindesiniz inşaallah... 
Bu yüzden lafı güzafa düşmeden konumuza girelim.

Günlerdir içimde biriken acıyı ve öfkeyi bir yere kusma ihtiyacı hissediyordum.
Türkiye'de ve dünyanın bir çok yerinde darbe karşıtı protestolar yapılıyordu. 
Neden Ankara'da bir miting düzenlenmiyor diye düşünürken 24 Ağustos'ta Sıhhiye Meydanı'nda Mısır İçin Direniş, İnsanlık İçin Diriliş Mitingi yapılacağını duydum.

Miting saat 4'teydi. Hemen planı yapıp erkenden kalktım. Önce işlerimi yaptım. Sonra kahvaltı yaptık ve miting saatine kadar eşyaları topladık, koliledik. Yine taşınıyoruz biliyorsunuz :)

Saat 16.00'ya gelirken hemen üstümüzü giyip yola koyulduk.
Elimizde R4BIA, kalbimizde R4BIA ile...

EĞER BİRAZ HATRIM VARSA SİZLERDE, bundan sonrasını
BURAYA TIKLADIKTAN sonra çıkan ezgiyi açarak okuyun lütfen...

Arabayı Maltepe'ye park ettik, Maltepe'den Sıhhiye'ye kadar yürüdük.
Yürüdük, yürüdük.
Tekbir-Allahuekber sesleri yaklaşmaya başladı.
Miting meydanına vardığımızda etrafı R4BIA işaretiyle dolu pankartlar, dövizler ve afişlerle süslendiğini görmek bile ilk anda beni duygulandırdı.

Türkiye, Mısır ve R4BIA bayrakları yan yana...






Bu posta adını veren Everywhere R4BIA afişi...






Eşim ve oğlumla birlikte R4BIA selamıyla selamladık alanı...







Orada bulunan herkes kalbinde merhamet taşıyan her insan gibi duygusaldı.








İhvan liderinin 17 yaşındaki kızı Esma'ya yazdığı mektup sinevizyon gösterisiyle verildi.







Her şeyi unuttuğum o an...
Aklımda, kalbimde sadece Esma'nın ailesinin yaşadığı derin acının binde biri var...
Tek elim yetmiyordu sanki...







Hayatı benimle paylaştığı için teşekkür ediyorum ona...
Onu çok seviyorum.







Çocuklar da oradaydı...








Ve başka çocuklar da...
Belki ne için orada olduklarını bilmeden...
Şimdi bilmeseler de büyüyünce anlayacaklar darbenin soğuk yüzüne muhalefet ettiklerini...







Hayat filmimin baş rol oyuncusu oğlum olmadan olur mu?








En küçük darbe prostestocusu Yusuf Şamil...







Kah annesinin kah babasının kah dedesinin kucağında...
Ama orada...







Demokrasiyle, insan haklarıyla, insan hayatlarıyla dertleri neydi?
Bir türlü anlayamadık.

Rabiatül Adeviye nöbeti Sıhhiye'de devam ediyordu.






Yüzünün görünmesine gerek yoktu.
Mesajını alsınlar yeterdi.
Kim mi?
Kim olduğu bilinmiyordu.






İkindi namazı vakti geldi.
Sıhhiye'deki Osmanlı Camii belki hiç bu kadar dolmamıştı.
Akın akın insanlar camiye girdiler, çıktılar ve meydana geri döndüler.






Manken bebek cesetlerini görmek bile beni ve oradaki herkesi dehşete düşürmeye yetti.
Bu mankenlerin gerçeklerinden, kanlı ama cansız olanlarından Mısır ve Suriye'de binlercesinin olduğunu düşünen herkes Sisi'ye ve Esed'e binlerce lanet okudu.







Gitme vakti yaklaşıyordu.






Eller semaya kaldırıldı, küçük büyük on binlerce insan birden Mevla'ya yakardı.
Kahhar ismin hürmetine zalimleri kahreyle Ya Rabbi!







 Bugün Sıhhiye Meydanı'ndan ve her gün dünyanın dört bir yanından yükselen duaları
kabul eyle Ya Rabbi...

Mısır ve Suriye ile birlikte Filistin'de, Lübnan'da, Arakan'da, Myanmar'da, Doğu Türkistan'da ve dünyanın her yerinde akan kanları durdur Ya Rabbi...

Hangi dinden, hangi milletten, hangi ırktan olursa olsun,
masum sivil, kadın ve çocukları himaye et Ya Rabbi...

Yaşanan savaşlarda ve darbe direnişlerinde annesini, babasını kaybeden çocuklara, çocuklarını kaybeden anne ve babalara, yakınlarını kaybeden herkese
sabır ihsan eyle Ya Rabbi...

17 yaşındaki Esma ve tüm şehitlere rahmet eyle Ya Rabbi...



23 Ağustos 2013 Cuma

Eski Dostum Kokoş'un Evindeyiz...

Bazen "Benim arkadaşım çok ama hiç dostum yok" diye eşimin omzunda ağlamışlığım vardır."
 Belki hepiniz zaman zaman yaşıyorsunuz bu duyguyu... 
Ama ben gerçekten dostum yok sanarken canım arkadaşım, kadim dostum Kokoş'a büyük haksızlık etmişim.
Ben hiç kendisine böyle hitap etmedim ama çevresi genelde öyle diyormuş.
Belki blogda adını yazmamı istemez diye ben de bu rumuzu kullanacağım onun  için...

Kokoş benim 18 yıllık arkadaşım. Muradiye'den... Liseden yani..
Sadece arkadaş değil, benim için çok iyi bir dost olduğunu biraz geçmişin muhasebesini yapınca anladım ve gördüm ki Kokoş ne zaman başım sıkışsa, ne zaman zor durumda olsam Hızır gibi yanımda olan tek insanmış. Çok sık görüşmeyiz üstelik kendisiyle...
3-4 senede bir görüşürüz ama dostluğumuz uzaktan da olsa hep devam etmiş.

Geçen hafta aradı beni... Evine davet etti. 
Erdem de çok bunaltınca bütün iş ve ev arama yoğunluğuma rağmen gittik.
Yine çok özlemişiz birbirimizi, yatsı vaktine kadar oturduk neredeyse...

Evi görür görmez içimdeki blog canavarı yine ortaya çıktı. 
 Tam bloğuma göre bir ev deyip sarıldım makineme ve deklanşöre bir bir basmaya başladım.
İlk fotoğrafı arabanın penceresini açmadan çekmişim. Yağmur yağıyordu.
İyi de olmuş, apartman girişi belli olmamış oldu ve hoş bir fotoğraf çıktı ortaya...



 Holden başlayalım. Bol dolaplı geniş, kocaman ve upuzun bir holle karşı karşıyayız.






Klasik mobilya sevenler için şık bir salon dekorasyonu...
Kokoş henüz bekar olduğu için anne ve babasıyla yaşıyor.
Bu mobilyalar da Kokoş'un annesi ve adaşım olan canım teyzemin ve babasının ağırlığını yansıtıyor.
İkisinin de ellerinden hürmetle öpüyorum.




16 Ağustos 2013 Cuma

57 Yaşında Bir Antika...

Ev ve araba aramak ne kadar zor. Facebook'ta da söylemiştim.
 Bu arayış Erdem'in de psikolojisini bozdu. O da bizim gibi sahibinden.com da durmadan ev ve araba arıyor. Birkaç gün önce bir karavan bulmuş.
 Bu karavanı alalım. Böylece hem ev hem araba derdinden kurtuluruz dedi bacak kadar boyuyla.. Yavrum benim... : )



14 Ağustos 2013 Çarşamba

Bayramda Biz ve Memleketim

Gülerdem Blog'un ilk yazısı Ramazan Bayramı postuydu.
Üzerinden tam 1 yıl geçti.

108. yazısıyla Gülerdem Blog bugün tam 1 yaşını doldurdu.
Allah kuvvet verdikçe yazmaya da devam edecek : )

Son birkaç yıldır babaannem yazı köyde geçirdiği için biz de bayramın ilk günü çocukluğumda ve gençliğimde hiç gitmediğim köyümüzde geçiyoruz.

İşte bizim köyümüz... Belki de çorak İç Anadolu'nun en yeşil köyü... Şabanözü-Karaören...
Resmiyette mahalle olmuş ama alışkanlıktan hala köy diyorlar.


10 Ağustos 2013 Cumartesi

2013 Ramazanı'nın Son İftarında Mangalevi'ndeyiz.

En son iftar postunun 2013 Ramazanının son postu olduğunu söylemiştim  fakat arefeden bir gün kardeşim ve eşimle son bir kez daha dışarı çıktık. Hızlı hızlı ve kısa kısa anlatacağım çünkü sırada bekleyen bir dolu bayram fotoğrafı ve uzun bir bayram postu var. Aradan bunu çıkaralım istedim :)



5 Ağustos 2013 Pazartesi

Tarihe Not Düşmek Gerek... Bugün 5 Ağustos...

Çok fazla yazmayacağım.

Bugün 5 Ağustos!

Benim için Türk Adalet Bayramı bugün...

Bloğuma not düşmesem olmazdı.

Gözyaşlarımı (zı) n yerde kalacağını sanıyordum.

Diploma töreninde ağzı polis tarafından kapatılan başörtülü öğrencinin acısı içinde kalacak sanıyordum.

Polis tarafından tartaklanarak bebeğini düşüren başörtülü üniversite öğrencisinin ahı yerde kalacak sanıyordum.

28 Şubat faillerinin çirkin fiillerinin yanlarına kâr kalacağını sanıyordum.

Eski YÖK Başkanı, başörtülü öğrenci avcısı Kemal Gürüz'ün elini kolunu sallayarak yaşayacağını sanıyordum.

İkna odalarının mucitlerinden Rektör Kemal Alemdaroğlu'nun alaycı gülümsemesinin ölene kadar yüzünde kalacağını sanıyordum.

Durmadan başörtüsü meselesini konu eden biri olmak istemiyorum.

Gerçekten uzatmayacağım ve onlar gibi vicdansız olamayacağım.

Özgürlükten yoksun olmanın acısını tahmin edebiliyorum. Yine de Allah kurtarsın.

İşte bu yüzden bugünü not düşmesem olmazdı.

Selam ile...










Bu Ramazan Evimizdeki İlk ve Son Davetimiz : )

Merhaba,
Sonunda bu Ramazan'ın ilk ve son iftar için ev davetini gerçekleştirdim.
Konuklarımız erkek tarafı... : ) Yani eşimin teyzesi ve kuzenleri idi.

Çok kıymetli misafirlerim için hazırladığım sofra... Elimden geldiğince...
Ama çok beğendiler, sağ olsunlar. "10 numara bir davetti" cümlesini duydum.
 Bu bana yetti de artar bile : ))

 
Tam ezan okunurken çektiğim bu fotoğrafta eller sularda tabii ki :))





Kendileri evlendiğimiz günden bu yana benim için çok değerlidir
 ve değerlerini tam 9 yıldır hiç kaybetmediler.

 Eşimin teyzesi, yani kayınvalidemin ablası her zaman benim yanımda oldu.
Dolayısıyla ben asıl kayınvalidem olarak kendisini kabul ederim.
Erdem de yıllardır babaanne der : )




Menümü sayıyorum... :)
 Tarhana çorbası, peynirli börek, pirinç pilavı, fırında patlıcan musakka, kuzu-mantar sote, salata, revani tatlısı...

Neden ana yemeklerimin fotoğrafını çekmediysem :(
Kendim yaptım diye söylemiyorum ama özellikle fırın yemeği çok iştah açıcı duruyordu.  :)

Eşimin kuzenleri, teyzesi ben, eşim ve tabii ki Erdem...
Bu da 80'ler pozu... :))





O kadar memnun ayrıldılar ki çok mutlu oldum.
Sizi seviyorum...

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Balgat - Masabaşı Kebapçısı'nda İş Arkadaşlarıyla Özlem Dolu Bir İftar

Eveet, sanırım bu Ramazan'ın dışarıdaki son iftar postu olacak.
Bugün iş arkadaşlarıyla birlikte Balgat Masabaşı Kebapçısı'ndaydık.
İlk defa bu kadar acele yazıyorum. Çünkü hepsi bekliyor. : )
Bu yüzden lafı çok uzatamayacağım :))
Şehrin merkezinde, herkesin kolaylıkla ulaşabileceği, büyük ve sıcak bir mekan Masabaşı...
Bu iftara, okullar kapandıktan sonra birbirlerini özleyen iş arkadaşlarının
buluşma bahanesi de diyebiliriz : )
17 kişilik yemek Din Kültürü öğretmenimizin organizasyonuyla gerçekleşti
 ama en son gelen kendisi oldu : )
 O yüzden bu karede yok : )

O kadar acıkmıştım ki hiç yemek fotoğrafı çekemedim :))
Ramazan boyunca İskender yemediğim için benim tercihim ondan yana oldu.
Yemekten sonra namaz için alt kata indiğimizde devasa bir alanın çocuk parkına ayrıldığını gördük.
Erdem'i götürmemiştim. Bu fotoğrafları görünce gelemediği için çok üzüldü kuzucuğum : )
İşte iftar organizasyonunu gerçekleştiren Din Kültürü öğretmenimizle
abdest almak için lavabodayız:)
Burasının orkideli Güllüoğlu'nun lavabosundan neyi eksik, burayı da bloğa koyalım dedi
ve "Evet, sadece orkidesi eksik" diyerek bir görüntü aldık : ))

Restoranların tuvaletleri ve hijyen de bizim için önemli tabii ki :)))
Eminim sizin için de öyledir...

Güllüoğlu Kebapçısı'nı anlattığım post için buraya tıklayabilirsiniz.
Her şey çok güzeldi fakat 3 kişilik mini bayanlar mescidini eleştirmeden geçemeyeceğim.
Aslında mescidi fotoğraflamam lazımdı.
İnsanlar namaz kılmak için sıraya girmişti : ))
Tamam bu hoş bir şey ama küçücük bir yerde zar zor nefes alarak
 namaz kılmak da insanı rahatsız ediyor.
Masabaşı yetkililerine sesleniyorum : ) Ey yöneticiler! Sesimizi duyun. Mescidi büyütün lütfen...
Mescide iniş çıkış yolunda mekandan çektiğimiz fotoğraflar... : )
Tekrar yukarı çıktığımızda çay dolu semaverler bizi bekliyordu.
Hemen fotoğrafa bakıp imrenip özenmeyin, çünkü içleri soğuk çay doluydu. : )
Çok fazla müşteri olduğu için önceden hazırlanan çaylar
içme zamanı gelinceye kadar ıcetea oluyor. :)
Burada böyle işinize geliyorsa : ))
Ama Gülerdem Blog buna pabuç bırakır mı???
Efendim, duyamadım.!!!
Tabii ki bırakmaz : )
Sıcak bir semaver talep ettim. Garson kardeşimiz kırmadı, getirdi
ama yeni gelen semaverdeki çay da ne hikmetse soğuk çıktı.
Herhalde sıcak çay oradaki semaverlerin doğasına aykırı... : )

Tabii yine pes etmedim : )
Garsona dönüp "Bize sıcak sıcak, semaversiz (!) direk çay getirir misin evladım" dedim babaannem edasıyla...
Garson bey belki içinden Ya Sabır çekerek yine bizi kırmadı, çayımızı getirdi.
 Sonunda birer bardak da olsa sıcak çay içebildik. : )
Çaylar içilirken birbirini özleyen herkes bir köşede fısıldaşıyordu.
Pınar Hoca'nın çantasını karıştırmıştık hatırlarsınız.

Hatırlamıyorsanız buraya tıklayın : )





Günün konusu aslında aynıydı. Deminden beri bahsettiğim Din Kültürü öğretmenimiz sözlendi.
Ve tabii ki enişte beyin adı, sanı, boyu, posu, işi, gücü merak konusuydu. :)
İşte aşağıdaki karede müstakbel damadımız hakkında kritik yapılıyor : )



Mekan boşaldı, baktılar kalkacağımız yok, az önce bahsettiğim vefakar, fedakar ve cefakar garson kardeşimiz elinde post makinesiyle masamıza geldi.
Genelde yüzleri kapatıyorum biliyorsunuz ancak ve ancak onu şöhret yapmaya karar verdim :)
Adını bilmiyoruz ama olsun : )
Son sıcak çayları getirmeseydi belki de Masabaşı'nı sizlere böyle olumlu yansıtamayacaktım : )

Servis ve hizmeti çok beğendik cümlecek... :) Haklarını helal etsinler...



Sevgi yumağı olan grubumuz kalkmadan önceki son karemiz...
Kalpleri pırıltıdan daha kolay uygulandığı için koydum : )
Ne yapayım kalabalık, herkesi pırıldatmak zor oluyor : )
Yakıştı ama : )



Mekan bomboş... Sonunda gidiyoruz. Gitmesek kovacaklar zaten...



Böylece bir iftarın daha sonuna geldik.  Evliler kervanına katılacak olan Din Kültürü öğretmenimize bizleri bir araya getirdiği ve özlem gidermemizi sağladığı için bir kez de buradan teşekkür ediyorum.

Görüşmek üzere, sevgiler...

1 Ağustos 2013 Perşembe

İftarda Ümitköy-Güllüoğlu Kebapçısı'ndayız !

Merhaba,
Dün akşam iftarda evimize uzak bir yerde, Ankara'yı bilmeyenler için söyleyeyim;
 şehrin biraz dışında ama gelişmiş bir yer olan Ümitköy'deydik.



Şimdiye kadar sadece baklavalarıyla tanıdığım Güllüoğlu'nun
bir kebapçısı olduğunu da böylece duymuş oldum.
 İlk dikkatimi çeken şey estetik görünümüyle gözlerimizi okşayan
çam ağaçlarındaki fener görünümlü lambalardı.




Kapalı ve açık restoranı çok büyük bir alan üzerine kurulmuş olan Güllüoğlu Kebapçısı'ndaki iftar yemeğine  20 kişilik bir grupla katıldık.
İkinci gelen biz olduk, bu da bizim henüz boş olan masamız... : )



Bizim masa sizin de gördüğünüz gibi bahçedeydi.
Bahçeye girer girmez etrafta keskin ve güzel bir koku farkettik.
Ayrıca tüm masalardan dumanlar yükseliyordu.
Yerime oturduğumda her masaya sık aralıklarla yanan kahve tabakları yerleştirdiklerini gördüm.
Kahve yakmak hem güzel koku veriyormuş hem de sinek, böcük gibi hayvanatın masaya yaklaşmalarını engelliyormuş.
İlk defa duyduğum için böyle uzun uzun anlattım. Umarım kimse bilmiyordur.
Herkesin bildiği birşeyse bildiğin rezil oldum :)))


 

 Gariban bloggerınızın sessizliğini, mutsuzluğunu, açlığını yansıtan bu fotoğraf eşi tarafından çekilmiş.
Peki nereye bakıyor böyle acı acı?? Az sonra... : ))





Oruçlu bir insanın önüne koyulabilecek en son iftariyelik olsa gerek...
Allah'ım o ezanlar okunmak bilmedi sanki...
Nefis terbiyesi diye ben oruçken bu kırmızı şaheseri seyretmeye derim... :)









İftar öncesinde ilahiler, ezgilerle ruhumuzu besleyen canlı müzik grubu iftardan sonra
 Türk Sanat Müziği söyledi.




İftar menüsündeki iki ana yemek alternatifi kuzu tandır ve karışık kebap idi.




Ayıp olacak ama orkideli lavaboları paylaşmasam olmazdı. :)




Gelelim Erdem'e...
Bizim masamızın hemen yakınındaki çocuk parkından bir an olsun gelmedi.
Ayağına yemek götürdüm. Anayım ben anaa :))

Büyük bir park ve çocuklarınız sizi hiç rahatsız etmiyor. O açıdan da beğendim burayı...





Güllüoğlu Kebapçısı tatlısı ile olduğu kadar kebapları ile de kaliteli, tertemiz, pırıl pırıl bir yer...
Yalnız aklıma takılan bir nokta oldu.
Onları da söylemeden geçemeyeceğim.

(Bu fotoğraf Güllüoğlu'nun kendi sitesinden alınmıştır.)


Biraz hassasiyet!
Tüm çalışanlar kurumsal kıyafetler giymiş. Bu çok müspet bir ayrıntı tabii ama
en azından bayan çalışanların kıyafetlerinde Ramazan'a özgü bir değişime gidilebilirdi.
İnanmazsınız diye fotoğraflarını çekip burada gösterecektim ama yakışmaz diye düşündüm.
İstisnasız hepsi süper mini etek giymiş. 
Kişisel tercihleri olduğunu sanmıyorum. 
Dediğim gibi hepsininki de aynı renk, aynı kumaş ve aynı boydaydı.
Güllüoğlu'ndan biraz Ramazan duyarlılığı beklerdim.

Onun haricinde gerçekten her şey bir harikaydı.
Postumuzu da Güllüoğlu'nun tarih kokan tatlı köşesiyle bitirelim.




Bir başka iftarda başka bir mekanda görüşmek üzere... :)