20 Mart 2013 Çarşamba

Nevruz Bayram mı, Kavga mı?

Üniversiteden çok değerli Azeri bir arkadaşımın attığı mesajla bugün Nevruz Bayramı olduğunu fark ettim. Mesaj aynen şöyleydi. “Güler salam… Necesen? Novruz bayramın mübarek olsun. Sene ve ailene bir ömür boyu xoşbextlik, huzur ve sağlıq arzu edirem. Novruzla ruzi-bereketiniz daim olur inşallah” Hoşuma gitti. Arkadaşımın böyle bir vesileyle 11 yıl sonra beni hatırlamasına gerçekten çok sevindim. Bu arada ilk kez Nevruz Bayramı’mın kutlandığını da söylemem lazım : )

Nevruz ya da Nevruz Bayramı deyince aklınıza ne geliyor? Benim gözümde hemen çocukluğuma dair bir silüet beliriyor. Yakılan ateşin üstünden atlayan erkekler… Bunlardan biri ateşin üzerinden atlayamaz ve yanar. Sonra hastane vs…


Akşam eve geldiğimde haberlerde Nevruz Bayramı nedeniyle yaşanan üzücü olayları gördüğümde açık söyleyeyim kafam karıştı. 

18 Mart 2013 Pazartesi

B-Fit Benden Kaç Santim Götürdü : ))

Eveeet, geldik zurnanın zırt dediği yere. : ))) Bugün B-Fit'te 1 ayım doluyor sanıyordum fakat yarın son günümmüş ama ben söz verdiğim gibi bugün yeni ölçülerimi aldırdım. (B-Fit Cevizlidere ile ilgili post için buraya tıklayın.) Sonuç beklediğim gibi çıktı. Gece spordan sonra yediğim yemekler bana kırık bir karne olarak geri döndü : )) 

1 ayda yalnız 600 gram verebilmişim : )) 700 gram da yağlardan gitmiş, off çok güldüm : ))) Siz de gülün. Ama toplamda 21 cm. incelmişim. : )) Daha iyisi olamaz mıydı? Tabii ki olabilirdi. Neden olamadığını ikinci fotoğraftan anlayacaksınız. : ))




Aşağıdaki fotoğrafta benim spora başlamadan önceki ve sonraki beslenme şeklimi görüyorsunuz. Yani spora başlamış olmam ağzımdan mideme giden yoldaki yolcuları hiç değiştirmedi. Aksine kervana yeni arkadaşlar da katıldı. 

13 Mart 2013 Çarşamba

B-Fit Spor Merkezi, Antrenörlerim ve Bendeniz

1 hafta sonra B-Fit'te spora başlayalı tam 1 ay olacak. B-Fit nedir? Amerika'dan ithal bir fitness sistemi... 

Ben B-Fit'i kitabî dille değil, yaşadığım gibi anlatacağım size. B-Fit'le tanışmadan önce B-Fit'i tanımama vesile olan Ezgi Hocam'dan biraz söz etmem lazım. 

Bir yaz tatilinde Çeşme'deydik. Beden Eğitimi bölümü öğrencisi olan Ezgi, kaldığımız tatil köyünde bize sabahları spor yaptırıyordu. 

Onun da Ankaralı olduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim. Telefonları aldık, Ankara'ya döndükten bir süre sonra ablasıyla B-Fit açtığını söyledi, beni de davet etti. Hemen davete icabet ettim. Öpüyorum onu buradann : )))

Yukarıdaki fotoğrafta  Cevizlidere B-Fit'in girişini görüyorsunuz. Ezgi Hocam'ın B-Fit'inin de girişi aynıydı. : )) Çünkü B-Fit kurumsallaşmayı başarmış bir marka... Franchising sistemiyle tüm Türkiye'ye yayılmış. Çalışanlarından işletmecisine kadar herkes bayan...

11 Mart 2013 Pazartesi

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı-Ahmet Şerif İzgören

Uzun zamandır kitap tanıtımı yapamıyordum, başka mevzulardan bir türlü kitaba sıra gelmedi. Tüm kitapseverlerden özür dileyerek başlayalım. Bu kitabı Ayşe'ciğimle beraber gittiğim Congresium'daki kitap fuarından almıştım. Fuarla ilgili yazım çöken sitem yüzünden tarih oldu maalesef : ) Kitabımızın adı "Süpermen Türk Olsaydı, Pelerinini Annesi Bağlardı" Ahmet Şerif İzgören'in Elma Yayınevi standına beni Ayşe götürdü. Kişisel gelişim kitaplarını çok severmiş, hatta neredeyse hepsini hatmetmiş. Ben çok fazla kişisel gelişim okumam. Bir kaç Mümin Sekman okumuştum vaktiyle, bir de Ergün Arıkdal... Öyle kaldı. Sonra da bir daha kısmet olmadı.


Stantta bu kitabı görünce önce ismine vuruldum. Bende de biraz "koruyucu annelik" vasıfları var. Erdem'in sınıfındaki bir velimizin beden eğitimi dersi olduğu gün, dersten hemen sonra elinde saç kurutma makinasıyla okula gelip kendi çocuğuyla beraber terleyen tüm erkek çocukların saçlarını kurutması kadar olmasa da az çok ben de Türk annesiyim : ))) O yüzden kitap hemen gözüme ilişti. Belki çocuğu bir nebze de olsa serbest bırakmama yararı olur diye aldım ama hala okumadım. En kısa zamanda okuyacağım.

28 Şubat 2013 Perşembe

Renklerin Su Üstündeki Dansı... Ebru Yapıyorum...

Ebru su ve renklerin dansı... Ebru bir terapi... Ebru çok nadide bir sanat dalı... Bence ebru izlemesi icra etmekten daha fazla keyif veren adeta bir meditasyon... Çocukluğumdan beri ebruzenleri izlemeyi çok sevmişimdir. İlk defa geçen yıl denemiştim. Bu yıl da ilk fırsatta okuldaki ebru kulübüne damladım. Öğrenciler bitirdikten sonra hocamın yardımıyla birşeyler yapmaya çalıştım.  Burada ebru tekniklerinden battalı öğreniyorum :P Bu arada sevgili ebru hocam yetenekli olduğu kadar da güzeldir. : )

 
İzlerken kolay gibi duruyor ama yapması gerçekten zor. Hocamın yardımlarını görüyorsunuz. Battal yaparken sağ elinizle azıcık boyaya batırdığınız fırçayı tutuyorsunuz. Sol elinizin işaret parmağının yan tarafına hafif hafif fırçayı dokunduruyorsunuz. Üstünüze sıçratmamaya dikkat edin, boya lekeleri çıkmıyor. Aslında önlük giymek lazım ama işte biz süsümüzden taviz vermiyoruz. : ) Şaka tabii, önlüğüm yok ondan :)

Benim İçin 28 Şubat...

28 Şubat bazılarına göre hükümet, ordu ve bürokrasi üçgeninde yaşanan bir süreç…
28 Şubat kimilerince Sincan'da tankların yürümesi sadece...
28 Şubat pek çoğuna göre postmodern bir darbe...

Benim için 28 Şubat;

Başrollerini Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit,  Kemal Alemdaroğlu, Nazlı Ilıcak, Merve Kavakçı ve Nur Serter’in paylaştığı; bizim de figüran olarak rol aldığımız uzun metrajlı bir dram filmi demek…

26 Şubat 2013 Salı

Güzel Kadın Nil Erkoçlar Artık Yok!

İlk defa Emret Komutanım dizisiyle tanıdık Nil Erkoçlar’ı… Hemcinslerine göre çok güzel bir kızdı ve ben şahsen çok beğenirdim. Dün okuduğum bir röportajla tüylerim diken diken oldu. Nil Erkoçlar'ın cinsiyet değiştirerek, hormon tedavisi ve bir dizi ameliyat sonucunda erkek olarak yaşamına devam edeceğini okudum. Adını da değiştirerek Rüzgar Erkoçlar koymuş. Buna sebep olarak; insanoğlunun herşeyi tutsak etmesini, yalnızca rüzgarın özgürlüğünü engelleyememesini, rüzgarın esip geçmesi olarak gösteriyor.


Bu toplum erkek dünyaya gelip daha sonra cinsiyet değiştirerek kadın olmayı tercih eden onlarca insan gördü. Bunları kabullendi. Hatta bazılarının hayranları bile var. Bülent Ersoy gibi... Ama böylesiyle ilk defa karşılaşıyordu. Hayatımda aldığım dersler zamanla bana hiçbir zaman hiçbir konuda önyargıda bulunmamayı, kimseyi peşinen yargılamamak lazım geldiğini öğretti. O yüzden Nil Erkoçlar’la yapılan röportajı ilk okuduğumda biraz empati yaptım. Yaşadıkları gerçekten çok zordu. 26 yıllık kadın hayatından keskin bir dönüşle erkek olmaya karar vermek insan psikolojisini derinden etkileyecekti ve bu gerçekten çok zor bir karar olmalıydı. Üstelik ünlü biri… Ailesi, akrabaları, arkadaşları ve tüm Türkiye… Kim hayatını alt üst etmek ister ki? Hakikaten pek çok şeyi göze alması gerekiyordu ve bunca şeyi göze alabildiğine göre durum düşünülenden ciddiydi. Benimse bütün yorumum bundan ibaretti.

25 Şubat 2013 Pazartesi

Komşuluk ve Ev Sahipleri Üzerine

Tam 8,5 yıldır evliyiz. Hâlihazırda oturduğumuz 4. evimize taşınalı 2 ay kadar oldu. Evet 8,5 yılda 4 ev değiştirdik. Annemlerle yakın oturduğumuz ilk evimizde giriş kat, altı boş ve buz gibi olduğu halde 4,5 yıl oturmak zorunda kaldık. Onlar başka bir semtten ev alıp taşınınca hemen 1 ay sonra annemlere yakın yeni, güzel bir ev bulduk ama ev sahibi 2 yıllığına kiralayabileceğimizi söyledi. Evi çok beğendiğimiz için kabul ettik ve verdiğimiz söze binaen 2 yıl sonra o evden de çıkmak zorunda kaldık. Eşimin işyerine de uzaktı zaten, ona yakın bir yerden berbat bir ev tuttuk. Ev gerçekten kötüydü ama her yere yakındı, çok merkeziydi. Ev sahibimiz de evinin özelliklerini taşıyordu. Üstelik tanıdık olmasına rağmen kazık yedik demek istemiyorum ama öyle bir şey oldu. Anlatıyım buna siz karar verin. Evin mutfak dolabı üstüme yıkılacak kadar kötüydü. Evi tutarken yaptıracağına söz verdiği halde 2 yıl sonra ancak yaptırdı. Yani ben 2 yıl o dolapları öyle korka korka kullandım. 10 gün yapımı sürdü. Lavabo yok, ocak yok, tezgah yok, dolaplar yok. Bütün tabak, çanak salonda… Bulaşık yıkayamıyorsun, yemek yapamıyorsun… 10 gün boyunca dışarıdan hazır şeyler yiyorsun. Tezgâh, duvarlar kırılıyor. Her yer toz, kireç… Bildiğiniz evin içinde inşaat… Nasıl olsa uzun süre oturacağız, çektiğimiz bu çileye değer diye hepsini sineye çekiyordum. Ta ki daha mutfak yapıldıktan 3 ay sonra pişkin pişkin evi satışa çıkardık, düşünürseniz size satalım diyene kadar : ) Beynimden vurulmuşa döndüm. İnsan insana bunu yapar mı diye günlerce düşündüm. Kasım aylarının son günleriydi sanırım… Ankara’nın en soğuk zamanları… Kışın ortası yani… Tamam, bana çık demiyor ama demese ne olacak ki? Bir defa evi almak isteyenler durmadan eve girip çıkacak. Evi alacakları için dip köşe her yerine bakacak. Diyelim ki buna katlandım. Ya evi alan kişi ben oturacağım, çıkın derse, kışın ortasında acele acele istediğim evi nereden bulurum. Bu yüzden evin satışa çıktığını öğrenir öğrenmez yeni bir kiralık ev aramaya başladık. Ama benim ev sahibime kırgınlığım ve kızgınlığım geçecek gibi değildi.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Yeni Nesil Oyuncaklar Beni İsyan Noktasına Getirdi

“Çocuğun mu var derdin var” cümlesini ben en çok Erdem’e oyuncak alırken kullanıyorum. Hem de öyle bir söylüyorum ki içimin en derinlerinden hissede hissede. Aslında derdim çocuk değil, onu bana verdiği için Rabb’ime binlerce defa şükürler olsun. Derdim yeni nesil oyuncaklar… Avuç içini doldurmayacak kadar küçük, hangi amaca hizmet ettiği ve ne işe yaradığı belli olmayan, sadece popüler olduğu için tomarla paralar verilerek alınan oyuncaklar... 

ÇÖPS

Biz bu dertle anaokulundayken tanıştık.  O zamana kadar hiçbir sıkıntımız yoktu. Alırdım bir araba bir de lego seti tamam. Oynar dururdu. Anaokuluna başladığında arkadaşlarından göre göre duya duya bu derdi başıma musallat etti. Almasan olmuyor, mahsun mahsun kedinin ciğere baktığı gibi arkadaşlarının oyuncaklarına bakıyor, hele “ Biraz da ben oynayabilir miyim?” diye sorduğunda vermezlerse benim yüreğim parçalara ayrılıyor. Gel de alma. Mümkün mü almamak? Çocuk ağlar, üzülür, günlerce sızlanır. O unutsa bile anne yüreği çocuğunun o sinir bozucu oyuncağa hayran hayran bakmasını unutamaz. Velhasıl adını bile duymadığın o oyuncağın nereden alındığı çocuğun ana babasından öğrenilir ve ne hikmetse ülkenin en pahalı oyuncak mağazalarında satılıyordur.

21 Şubat 2013 Perşembe

Erdem'in 6,5 Yaşının Getirdikleri ( Gülelim & Düşünelim )

Erdem: Potofoki ödevimi yapmam lazım anne.

Ben: Fotokopi oğlum.

Erdem: Tamam ben de topofoki diyorum zaten

Ben: Bebeğim fotokopi der misin lütfen?

Erdem: Fotopoki … Tofopoki … Pokotofi … Of ya bildiğimi de unuttum senin yüzünden anneee…

(Koptuğum an  :D:D)

Baba ve oğlun yazdan kalma bir fotoğrafı...

 

Bebeğimin çok hasta olup çok şurup içtiği günlerde ona o iğrenç şurupları içirdikten sonra ondan özür diledim. Çok bilmiş Erdem'in cevabı şöyle oldu;
"Senin suçun yok anne, benim iyileşmem için bu gerekliydi ama bu ateş düşürücüleri lolipop şeklinde yapsalar da emsek emsek ateşimiz düşse daha iyi olurdu dimiiii?"

20 Şubat 2013 Çarşamba

Aranıyor! Hayatımdaki Eksik Aranıyor!

Düşündüm de uyku saatlerim dışında her salisem dur durak bilmeden geçiyor. Bazen yorucu bazen rutine bağladığım bir iş hayatım var. Hemen hemen hiçbir konuda hemfikir olamadığım muhalefet bir eşim, 1. sınıfta ve çok konuşan cıvıl cıvıl bir oğlum var. Çok kitap okuyorum, sadece Sagopa da olsa müzik dinliyorum. Hepsini bir bir soldursam da çiçek yetiştirmeye çalışıyorum. Blog yazıyorum, sizi üç gün üst üste postsuz bırakmıyorum. : ) Alışveriş yapıyorum, geziyorum. E artık her Allah’ın günü spora da gidiyorum. Ama yok, yok arkadaş… Bunlar beni galiba tam anlamıyla tatmin etmiyor. Eksik bir şeyler, dolduramadığım bir boşluk var. Ama ne? Aklıma ilk gelenler;

  • Nikâh tazelemek : ) ( ve tabii düğünü de : ) )
  • İkinci çocuk : )
  • İngilizce kursuna gidip şu dili adamakıllı öğrenmek
  • Master yapmak
  • Umreye ya da Hacca gitmek ( Belki de uhrevi bir eksikliktir, kim bilir?)
Olanı biteni saydım. Sizce eksik olan ne? Mantıklı önerilerde bulunacağınızı umuyorum. Mutlaka aradan birkaç çatlak ses çıkıp “yemek yapmak, ev temizlemek bıdı bıdı bıdı” diyecektir ama onları da yapıyoruz herhalde. Bunları işten saymadığım için yazmadım :)

Dediğim gibi ben bulamadım. Hayatımdaki boşluğu dolduracak şeyi kimin bulup hayatımı kurtaracağını çok merak ediyorum. Bilen söylesin, depresyona girerim bak : (

Görüşürüz…


18 Şubat 2013 Pazartesi

İnanılmaz ama Gerçek; Spora Başlıyorum...

Hayatımda radikal bir karar alarak spor yapmaya başladım. Yıllardır bütün yaptığım spor sadece pikniklerde voleybol oynamak ve ip atlamaktan ibaretti. Pikniğe de 2-3 sene de bir gittiğim ve apartmana bile arabayla girmek isteyecek kadar yürümekten nefret eden biri olduğum düşünülürse bu benim için gerçekten radikal bir karar oldu. Geçtiğimiz Cumartesi evimizin yakınındaki B-Fit Spor Merkezi'ne görüşmeye gittim. Valla kilo sorunum olduğundan değil, Medium beden giyiyorum yanda görüyorsunuz : )) (Spora başlama nedenlerimi ve B-Fit Spor Merkezi'nin özelliklerini, memnuniyetlerimi ya da memnuniyetsizliklerimi başka bir postta paylaşacağım sizlerle.) Anlatılanları dinleyince hemen o gün üye olup başlamak istedim. Spor ayakkabı ve eşofmanla gelmeniz yeterli deyince benim spor yapmaya uygun bir spor ayakkabım ve eşofmanım olmadığını hatırladım. Ertesi gün hemen alışverişe çıktık. 

6 Şubat 2013 Çarşamba

Canım, sen niye gelmedin?



“Canım, sen niye gelmedin?” Böyle bir cümle sadece bir kişinin dudaklarından döküldüğünde canınız yanar. Bir et parçası dediğiniz kalbinizi, birisinin hamur gibi eline alıp oklavayla açtığını duyumsadığınızda çok acı çekersiniz. O hamur üçe, beşe katlandığında ve her katlamada bin defa daha hissettiğiniz azap kızgın fırında pişirildiğinde zirveye çıkar gibidir. Duymaya alıştığınız yumuşacık ses metrelerce öteden hızla atılıp saplanan bir oktur can damarınıza ve o an onun ayağının altındaki halı, soluduğu nefes, yediği yemek, yanağına düşmüş gözyaşı olmaktır dünyaya dair tek arzunuz. Bunların hayal olduğunu idrak ettiğinizde ise yere düşer düşmez eriyen kar tanesinin, göğe yükseldiğinde sonsuzlukta kaybolan toz bulutunun yerinde olmak ister, onların ne kadar da şanslı olduğunu düşünürsünüz. Size saliseler içinde bunun gibi sayısız duyguyu aynı anda yaşatabilecek tek şey, Allah’ın insana dünya nimetleri adına bahşettiği en güzel armağan olduğunu düşündüğüm, anne ve baba olma lütfuna mazhar olan herkesin tadıp bildiği evlat sevgisidir. 

Dün gece yarısından sonra saat iki civarında tehlike sireni gibi çalan telefon sesiyle uyandık.

5 Şubat 2013 Salı

Türkiye'yi de Etkisi Altına Alan "Kore Dalgası"

Son birkaç yıldır etrafta bir Kore sevgisi aldı başını gidiyor. Özellikle Gangnam Style o tuhaf dansıyla ortalığı kasıp kavurdu. Sadece Türkiye’de değil, Asya başta olmak üzere; film, dizi, müzik, kültür, eğlence ürünleriyle dünyanın her yerini saran “Kore Dalgası”na Koreliler “hallyu” adını veriyor. Konuyla ilgili Kore sevgisi manyaklık derecesine ulaşmış olan güzel, sevimli, tatlı güccük kuzen Zehra’yla sohbet ettik. Ben sordum, o da bayıla bayıla anlattı. Olayı kaynağından çözmeyi her zaman severim :p  ( Gülerdem Blog GB*-Kuzen Zehra KZ* şeklinde kısaltılmıştır. : ))))


3 Şubat 2013 Pazar

Pucca'yla Hızlı Başlayıp Hızlı Biten Aşkımız

Pucca’yı duymayan var mı? Saçma bir soru oldu aslında, sanırım bu bayandan en son haberi olan kişi benim. Geçen gece internette dolaşırken Pucca’nın bloğuna rastladım. Gece yarısı bir kadının satırlarının içinde öylesine boğuldum ki gözlerimin sızısıyla sayfalarca okuduğumu fark ettim. İşten yorgun argın gelen eşim benim Pucca’yı okurken attığım kahkahaları hissetmiyordu bile. Gözlerimden yaşlar akıyordu hem gülmekten hem de çok okumaktan. Bilgisayar ışığı gözlerimi sızlattığı için hemen Pucca’ya twitterdan mesaj attım. Acilen blogtaki yazılarını kitap haline getirmesini yoksa gözlerimin bozulacağını söyledim. İki-üç dakika içinde cevap geldi: “3. Kitap çıktı” Önce bir afalladım. Kendi kendime ne oluyor, nasıl yani gibi sorular sorarken netten biraz araştırdım kiii kız blogtaki yazılarıyla çoktan meşhur olmuş. Okan Bayülgen’in programına konuk olmuş. Ayşe Arman’a röportaj bile vermiş. Twitterda yarım milyon takipçisi var, bir o kadar da bloğunda… Milliyet’te, Hürriyet’te köşe yazıları yazıyormuş. Kendi çapında dizüstü edebiyatı diye bir edebiyat türü oluşturmuş vs. Marilyn Monroe hayranı olduğunu tahmin ediyorum, zira her postunda aktristin fotoğraflarını görmek mümkün… Sanırım uzun zaman da bu fotoğrafların arkasına saklanmış, babası arkasında durunca da gerçek kimliğiyle gün yüzüne çıkmış. Anlayacağınız sosyal medyanın kraliçesi olmuş bu bayan. Bütün bunları öğrenince o attığım twit yüzünden kulaklarıma kadar kızardım. Bir yazara “kitap yaz” diye tavsiyede bulunmak beni gerçekten utandırdı. 

1 Şubat 2013 Cuma

Barış Manço Moda 81300 İstanbul :(

Evimizin oturma odasına kadar girmeyi başarabilen ilk uzun saçlı adam o… 70 ve 80’li yılların kaldıramayacağı marjinal görüntüsüne rağmen hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, 7’den 77’ye herkesin sevgilisi olmuş biri… Barış Manço… Biz 80 kuşağı çocukları en çok Barış Manço şarkıları dinleyerek ve bu sıra dışı adamın televizyon programlarını izleyerek büyüdük. İstanbul’a çok az gitmişliğim vardır, çok fazla bilmem. Ama ben İstanbul’u birazcık seviyorsam, Barış Manço’nun program sonunda hep aynı ses tonuyla ve hep aynı ahenkle verdiği “Barış Manço Moda 81300 İstanbul” adresi yüzünden sevmişimdir. :) O dönemde benim yaşımda çocuklar kendi ev adreslerinden daha iyi bilirlerdi bu adresi. :) Yıllar sonra Necip Fazıl’ın “Canım İstanbul” şiirinin Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu; adada rüzgâr uçan eteklerden sorumlu ” dizelerini Tayyip Erdoğan’dan her dinlediğimde de Barış Manço ve bu adresi veriş sahnesi canlanır gözlerimde. Barış Manço’nun Moda’sı kurumlumuymuş diye de düşünmüşlüğüm vardır. : ) 


Çocuk ve gezi programları yapardı ve herkesi bu programlara bağımlı hale getirirdi. “Adam Olacak Çocuk” programından hızlı konuşması, 10 puan 10 puan 10 puan diyerek tüm çocuklara bol keseden dağıttığı 10 puanlar, demirde bol miktarda ıspanak olduğu ve tabii ki diş fırçalamanın önemi kalmış aklımda : ) Diğerlerinden Barış elçiliği ve Türk-Japon dostluğu vs.

Celal ile Ceren Gerçekten Kötü Mü?

Çok nadir film izlerim, açıkçası pek de sevmem. “Eşimle Aramızdaki 32 Fark” postunda da bundan söz etmiştim. Üniversitede eğitimini aldığım bölümde sinema tarihi, film kuramları gibi derslerde siyah beyaz Charlie Chaplin filmlerinden saçma sapan Alman sinemasına; aklımda yer eden en iyi filmi “Potemkin Zırhlısı” ile Rus sinemasından, Atıf Yılmaz ve Kemal Sunal filmlerine kadar tonla film izleyip bunlardan sınav olduğumuz için film izlemekten bıktım ve zevk almıyorum. Sevgili Hocam Prof.Dr. Seçil Büker’i de burada saygıyla anıyorum tabii ki… : )) Ayrıca canım hocam Fatma Küçükkurt’u da anmadan olmaz. İsmini zikrettiğim film üstadı hocalarım inşallah bana gücenmezler.  ( Yaş 33 olsa da insan hala hocasından korkuyor ya :S ))


 Her karede çekim tekniklerini düşünmek, çekime eleştirel gözle bakmak ve işin kurmaca olduğunu bilmek tüm büyüyü bozuyor. Bu yüzden film izleyemiyorum. Film kültürüm o yüzden iyice sıfırın altına düştü fakat dizilerde aynı şeyler olmuyor nedense… Dizi filmlere sanat gözüyle bakmıyor muyum acaba? Her neyse… Sadede gelelim.

Aldığım duyumlara göre Recep İvedik tiplemesiyle ününe ün katan Şahan Gökbakar'ın “Celal ile Ceren” filmi dünyanın en büyük sinema portalında IMDB’de ( İnternet Film Veri Tabanı)  “en kötü film” seçilmiş. 18 Ocak’ta vizyona giren Celal ile Ceren son verilere göre 12 bin oy alarak 1. Sıraya yerleşmiş. Bu işte İnci Sözlük yazarlarının parmağı olduğu iddia ediliyor : ) Artık aralarında nasıl bir husumet varsa bilemeyiz.

31 Ocak 2013 Perşembe

Revani Tarifi : )

Sömestr tatili çalışmayı en sevmediğim dönemlerden biridir. Okulda öğrenci olmaz, öğretmen olmaz. Personel de bir kaç gün tatil yapar. Bu yüzden bu hafta okula ayaklarım zor yürüdü. Mehter takımı gibi iki ileri bir geri gittim : ) Sevgili patronum da bana izin vermek konusunda kararsız kaldığı için düne kadar ben de çalışıyordum. Sonunda 2-3 gün izin koparabildim : )  Okulda çalışan sayısı az olduğu için kurumumuzun muhasebe müdürü ve sevgili kat arkadaşım Gülsüm Hanım'ın elebaşlığını yaptığı bir organizasyonla yemek sonraları için her gün bir kişi tatlı tuzlu abur cubur yapsın dedik. : ) İlk olarak kendisi başkasına yaptırdığı çiğ köfteleri okula getirdi ve ben yaptım diyerek bize yutturmaya çalıştı. Ben tabii ki bunu yemedim sadece çiğ köfteleri yedim : )) Ertesi gün benden şiddetle revani talep ettiler. Çok iyi yemek yapamam, bir kaç çeşit pasta, börek, tatlı bilirim, onları da gerçekten iyi yaparım : ) Resimlerde gördüğünüz revaniye hepsi tek kelimeyle bayıldı. Her biri tarif istedi. Tarif vermekten yorulunca bloguma yazarım, oradan okuyun dedim :p  Canım annemi böyle gururlanmama vesile olduğu için koskocaman öpüyorum ve hemen tarifini veriyorum. : )
 

29 Ocak 2013 Salı

Eşimle Aramızdaki 32 Fark : ))

Geçenlerde Facebook’ta eşimle aramızdaki tek ortak noktanın künefe olduğunu söylemiştim hatırlarsınız : ) Eşime de söyledim. Üzerinde biraz düşündük. Gerçekten başka ortak bir paydada buluşamadığımızı fark ettik ve çok güldük. Bizim kadar uyumsuz başka bir çift daha var mıdır acaba diye de merak ettik : ) Aramızdaki bariz farklardan başlayarak kısaca özetleyelim : )
 

28 Ocak 2013 Pazartesi

Çilekli Diye Yediğimiz Abur Cuburlar Aslında Böcekli : )

Geçtiğimiz günlerde sağlam kaynaklardan COCHINEAL adlı böceğin başta gıda olmak üzere, kozmetik, tekstil gibi pek çok sektörde renk verici olarak kullanıldığını öğrendim. Unutmadan söyleyeyim, bu postu lütfen yemekten önce okuyun : ) Anavatanı Meksika olan bu sevimsiz böcük yüzyıllardır renk verici pigment maddesi olarak kullanılıyor.


Doğal ortamda kaktüslerin üzerinde yetiştikleri gibi bu böcükler için özel tarlalar da kuruluyor, Meksikalı köylüler tarafından toplanıp un haline getiriliyor ve sofralarımıza geliyor. En fazla kırmızı ve pembeden kahverengiye kadar renk veren bu böcüğün renk veren hale gelince ismi birden karmin oluveriyor.

25 Ocak 2013 Cuma

Oğlumun İlk Karne Heyecanı

Bugün Erdem ilk karnesini aldı. Okumayı yazmayı öğrendiği için karneyle birlikte okuma belgesi de aldı. Fotoğrafta gördüğünüz belgeyi de işi gereği annesi hazırladı. Fotoğraf makinemi böyle bir günde evde unuttuğum için kendimi tebrik ediyorum. Allah'tan Nihan ve muhteşem telefonu yanımızdaydı. Asıl karne fotoğrafları onda. Aldıktan sonra buraya ekleyeceğim.

 
Karne benim karnem değildi, okuma yazmayı da ben öğrenmedim ama öyle heyecanlıydım ki... Bütün anneler gibi... Gözlerimin dolmasına engel olamadım : ) Erdem çok duygusal bir çocuk... Kime çekmiş bilmiyorum : ) Öğretmenine sarıldı ve ayrılmak istemedi.

24 Ocak 2013 Perşembe

Peygamberimizin Doğum Gününü Kutladık : )

Bildiğiniz gibi dün Mevlid Kandili'ydi. Akşam işten eve geldiğimizde Peygamberimizi çok seven bana sık sık Onunla ilgili sorular soran oğluma önemli bir gün olduğunu ve ibadet etmemiz gerektiğini söyledim. Neden deyince, Peygamberimizin doğum günü bugün dedim.


Erdem doğum günü tamlamasını duyar duymaz pasta mı yiyeceğiz diye sordu. : ) Duraksadım, içimden "neden olmasın", dışımdan da birden bire "evet" dedim. Peygamberimiz de gelecek mi? dedi :) Hayır o öldüğü için, hayır hayır vefat ettiği için gelemeyecek dedim. Babası hemen itiraz etti. Şehitler ölmez, Peygamberler ölmez dedi ve dualarımızla ve onu anmamızla Peygamberimizin de yaptıklarımızı hissedeceğini ekledi.

Peygamberimizin Doğduğu Gece Yaşanan Mucizeler



İyi ki doğdun Ya Resulallah…

O’nun şerefine yarattı bizi Rab! “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” kutsi hadisiyle işaret ettiği varlığımızın en büyük nedeni, ismi semada Ahmed, yeryüzünde Muhammed olan sevgili Peygamber’imizin doğduğu gece, Mevlid Kandili gecesi dünyada yaşanan mucizeleri daha önce hiç duydunuz mu?


O mübarek gecede;

Kâbe’deki putların hepsi yüz üstü yere yıkıldı.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Erdem'in 6 Yaşının Getirdikleri (1.bölüm)

Aslında Erdem'in olaylara mizahi yaklaşımıyla biriktirdiğim diyaloglarımızı kapanan blogumda okudunuz ama ben hepsinin hatıra kalmasını istediğim için tekrar yazdım. Daha önce okuyanlar fotoğraflara baksınlar, sıkılmasınlar. Bunların üzerine yenileri birikti. Kısa bir zaman sonra onları da paylaşacağım... : )



19 Ocak 2013 Cumartesi

Tavada Kestane : )

Kestaneyi çok severim ama pişiremezdim, İngilizce öğretmenimiz Esra Hoca bana çok kolay bir tarif verene kadar... 

Erdem'in Vazgeçilmezlerinden "Osmanlı Satrancı"

Osmanlı satrancını ilk defa 2 yıl önce Ramazan ayında her sene gittiğim Kocatepe Kitap Fuarı'nda rastladım. Erdem'in Angry Birds gibi oyunların yanında tarihi oyunlarla oynamasını da istediğim için aldım bir tane. O günden beri özellikle babannesi bize geldiğinde rafından iniyor Osmanlı satrancı... Muhyiddin-i Arabi Hazretleri 8 asır önce, öğrencilerine tasavvuf yolunu öğretmek ve onları arif olmaya davet etmek için öyle bir oyun icat etmiş ki… Oyun hayatın ta kendisi...

İskender Pala'nın Kaleminden "Katre-i Matem"

Son zamanlarda taşınma ve yerleşme işleri yüzünden Congresium'dan aldığım sıfır kilometre kitaplarımla sadece uzaktan bakışıyorduk. Yerleşip rahat bir nefes almamla beraber elime ilk İskender Pala'nın Katre-i Matem'ini aldım. Lale Devri'nin zevki sefasını ve sır perdelerini okumak fındık fıstıkla iyi gidiyor. :) Romanın kimi yerlerinde dil ağır, söylemedi demeyin...


Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Palanın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

15 Ocak 2013 Salı

Anadolu Ateşi Baş Dansçısı Perit Kuban ile Bir Röportaj

Perit Kuban… Anadolu Ateşi’nin baş dansçısı… Çerkez… Üniversiteden arkadaşım…  Bir başarı öyküsünü, Perit Kuban’la 2008 yılında yaptığım röportajı paylaşacağım bugün sizlerle…  İyi bir gazeteci olabilecekken dansı tercih eden arkadaşımı okul bittikten yıllar sonra televizyonda Gülben Ergen’in klibini izlerken gördüm ama o olup olmadığına emin olamadım. Hemen annemi çağırdım. “Bu Kuban değil mi?” diye sordum. Evet, çok benziyor dedi : ) En zor günlerimden birinde diğer birçok arkadaşım gibi bana destek olmaya evimize geldiğinde annemle de tanışmıştı. Gazetecilik bölümünü 2. Sınıfta bıraktı, daha sonra kendisinden hiçbir haber alamadım. Okulda arada bir bize bazı dans figürleri gösterirdi fakat bu işi bu kadar ilerleteceği aklımın ucundan geçmezdi. Biraz araştırdım. Perit çoktannn profesyonel bir dansçı olmuş, dünya onu tanımış ama benim haberim yokmuş : ) O yıllarda çalıştığım derginin en son çıkacak sayısı için röportaj ayarlamam gerekiyordu. Ünlülerle röportaj ayarlamak zordur. Kendileriyle iletişime geçmek nerdeyse mümkün değildir. Menajeriyle, basın danışmanıyla vs görüşmek zorunda kalırsın, binlerce dil dökersin. Röportaja ikna edebilirsen ne mutlu : ) E artık Kuban da ünlü, o da magazin camiasından, üstelik sürekli dünya turnesinde… Dolayısıyla ona ulaşıp röportaj yapma konusunda umutsuzdum açıkçası… Ama hiç de öyle olmadı. Çabucak kendisine ulaştım. Perit Kuban hala aynı Kuban’dı. Son derece mütevazıydı. Yönetimden gerekli izinleri aldıktan sonra, gösteriden önce röportaj yapabileceğimizi söyleyerek, beni hemen ilk Ankara turnesindeki gösterisine davet etti. Genel yayın yönetmenimiz, fotoğrafçımız ve ben gittiğimizde üç kişilik yerimiz ayrılmıştı. Sıcacık karşıladı beni. Karşımda ülkenin en iyi dansçısı yoktu sanki, şöhret bir insanı hiç mi değiştirmez? Evet, hiç değişmemişti. Makyaja girmeden önce kuliste, o yoğunluğun içinde kendisiyle çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportaj zaman aşımına uğradığı için okurken günümüze göre değerlendirme yapmayın. Pek çok şey değişti. Mesela o zaman sadece baş dansçıydı. Şimdi koreograf ve eğitmen… O zaman bekardı, emin olmamakla birlikte evlendi sanırım. Şayet evlenmişse, sevgili kardeşime eşiyle ve doğacak bebekleriyle mutlu ve upuzun bir ömür diliyorum.


17 Eylül 2012 Pazartesi

Aşağılık Komplekslilerin Dayanılmaz Varlıkları


Yeryüzünden silinesi, varlığının esamesi okunmayası, kendisini yetersiz hisseden, birileri onları belli yer ve makamlara layık bulduğu halde, bulunduğu yeri hazmedemeyen, başı eğik ama burnu dik, gözleri fel fecir okuyan, insanların kendisini methetmesinden olağanüstü haz duyan aşağılık kompleksliler! Bu tür karakterlerle yaşamak ve onlarla aynı havayı teneffüs etmek o kadar zor ki… Muhatap olmayayım dersiniz ama bu kez de kale alınmadığı için ayrıca kompleks yapıp diş bilerler. Avını bekleyen vahşi hayvanat gibi en ufak bir hatanı aleyhine değerlendirme fırsatını mutlak değerlendirirler.

11 Eylül 2012 Salı

Boyun Fıtığı Kaplıca Tedavisi-Afyon Bolvadin


Bilenler bilir. Ben ciddi bir boyun fıtığı hastasıyım. Ortopedik yastık, ilaç tedavisi, bir aylık fizik tedavi gibi tıbbi yöntemler ağrılarımı dindirmeye yetmeyince bütün kış boyu kaplıcaya gitmek için yazın gelmesini bekledim. Hidroterapinin fiziksel ve psikolojik birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğuna her zaman inanmışımdır. Merak edenler için boyun fıtığının bendeki belirtilerini söylemek istiyorum.

6 Eylül 2012 Perşembe

Detaylara takılmak...

Detay, ayrıntı, teferruat… Üçünün de manası aynı… Hangisini kullansam daha çok dikkat çekerim diye düşünmeden teferruatla başlamıştım ama kişilerin önyargıları yüzünden, bazen dilimizde aynı anlama gelen birçok kelimenin olması beni kızdırıyor. Kelimeleri bile sahiplenmişler. Detay desen şucu, teferruat desen bucu oluyorsun. Derken asıl konuşacağın meseleyi unutuyorsun. Ben hepsini kullanıyorum. Eski-yeni ayırmadan tüm sözcükler benimdir, o kadar diyerek şucu ve buculara meydan okuyorum.  Daha az önce aynı paragrafta hem “kelime”yi hem “sözcük”ü, hem “anlam”ı hem “mana”yı bir arada kullanmanın zevkini yaşıyorum ve şu anda daha konunun başında böyle bir detaya takıldığım için kendime kızıyor, dişlerimi sıkıyorum.

Bu kız sonunda sadede gelir. Teferruata takılmak hayatta en iyi becerilen şeylerden biridir. Bütün azılı problemler de bu beceri sayesinde yakalara yapışır. Uykusuzluk, asabiyet, şüphecilik,  umursamaz tavırlar, sarkastik davranışlar, olur olmaz hırçınlıklar, yersiz saplantılar, sayısız depresif haller…



5 Eylül 2012 Çarşamba

Neden derdim yok deme!

Deme! Neden derdim yok deme! Beyazlar içinde simsiyah rüyalar görürsün. Neden derdim yok dersen, saçlarını köklerinden yolup göz pınarların kuruyana kadar ağlarsın. Kurumuş yapraklar çıtırdar vücudunda, karanlık sokak köşelerinde uyanırsın uyanıkken…  Nefes alamazsın çoğu zaman, teselliyi bir saç fırçasında ararsın ya da eski bir kokuda… Korktuğun anlarda en sevdiğin tatlıyı hatırlamakta bulursun çareyi. Kendince… Seni anlamayacak bir sürü insana yakarsan da yüreğindeki denize attıkları taş bakışlarla milyonlarca damlayı yüzüne sıçratırlar.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Clandras Su Kemeri

--Uşak 3--

 Uşak’ın hayran kaldığım yerlerinden biri de burası… Clandras... Uşak-Merkez’e yarım saat mesafede bir mesire yeri…  Bu köprü MS 2. yüzyılda yapılmış düşünebiliyor musunuz? Tam 19 yüzyıldır ayakta, sapasağlam. Yanında gürül  gürül akan bir şelale, altında bir nehir, sağında solunda ürkütücü kayalıklar

26 Ağustos 2012 Pazar

Bir Adım Sonrası Uçurum; Ulubey Kanyonları

-- Uşak 2--
  
Bu yaz ahdettim : )Uşak’a gidersem tarihi-turistik neresi varsa gezip göreceğim dedim ve bu işe Ulubey Kanyonları’ndan başladım.  Türkiye’de değeri bilinmeyen bir yer… Amerika’nın Arizona eyaletinde bulunan Büyük Kanyon’dan sonra dünyanın ikinci büyük kanyonu ülkemizde ama maalesef bunu kimse bilmiyor. Uşak halkı buraya Ulubey deresi diyor : ) Buyurun bol fotoğraflı bir post :) Korumadıklarım sizindir, ama diğerleri neydi? cısss : ))


25 Ağustos 2012 Cumartesi

Bu yaz Uşak'ta...

Bilmeyenler için eşim Uşaklı ya da nam-ı diğer aşıklar diyarı "Uşşak"lı. Ee doğal olarak artık ben de öyleyim : ) Uşak’ı ilk gördüğümden beri severim. Küçük ve şirin bir şehir…

Uşak İlçelerine Giderken Ayçiçeği Tarlaları
 Uşak şivesine de bayılırım. Otobüsle Uşak’a gittiğimizde daha Uşak otogarına iner inmez duyduğum “Yetişiveecen mi, hadi gidelim gali” gibi sözleri duyar ve çocuk gibi sevinirim Uşak’a geldiğime…


24 Ağustos 2012 Cuma

Huzur Sokağı da Sonunda Dizi Oldu : )


Daha önce Facebook sayfamda da söylemiştim. Huzur Sokağı ortaokul yıllarımda belki ilk okuduğum kitaptır. Saymıştım, tam 7 defa okumuş, okumak ne kelime, su gibi içmiştim. Çok beğendiğim için arkadaşlarıma da zor kullanarak okutmuştum : ) Şule Yüksel Şenler’in ölümsüz eseri… Hakikaten çok güzeldi…

23 Ağustos 2012 Perşembe

İletişim Fakültesi Mezunu Olmanın Zorlukları : )


Pek çoğumuzun bildiği gibi Gazetecilik, Radyo-Tv ve Sinema ile Halkla İlişkiler bölümlerini içeren İletişim Fakülteleri sözel bölümler arasında, özellikle büyük şehirlerdeki puanı en yüksek olan girilmesi güç okullardır. Ama asıl atraksiyonlar girdikten ve hatta mezun olduktan sonra başlar.  : )

22 Ağustos 2012 Çarşamba