Benim tek tanecik, biricik bir oğlum var, biliyorsunuz. 1.
sınıfa gidiyor. Zaman zaman haylazlık yapsa da her anne gibi o da benim
değerlim… Bazen 1 yaşında bebek gibi davranıp beni kızdırır bazen de 40 yaşında
insanın kalbinden ve dilinden dökülebilecek sözler çıkar ağzından… Bunları not
ediyorum uzun zamandır, büyüdüğünde hayatın acımasızlıklarıyla tanışıp
boğuşurken okuduğunda o gül yüzünde kırk gram tebessüm oluşsun diye...
Ama bu akşam karşılaştığım şey kısa bir not alarak
geçiştirebileceğim bir şey değildi. Yazmak istedim. Senenin başında, okumayı
öğrenecek heyecanıyla aldığımız ilk çantasını ve kalemliğini yıkamak için içini
boşalttım. Defter, kalem, bozuk para cüzdanı, buruşmuş kâğıtlar, boyalar…
İçinde bir şey kalmasın diye elimi son kez çantanın içine daldırdığımda parmaklarım
onunla buluştu. Taşınırken Kuran-ı Kerim’leri kolilere koymam. Arabada ayrıca
taşırız. Bu küçük Kuran-ı Kerim de
arabada kalmıştı. Oradan almış. Çantasına koymuş. Günlerce taşımış.