31 Ocak 2013 Perşembe

Revani Tarifi : )

Sömestr tatili çalışmayı en sevmediğim dönemlerden biridir. Okulda öğrenci olmaz, öğretmen olmaz. Personel de bir kaç gün tatil yapar. Bu yüzden bu hafta okula ayaklarım zor yürüdü. Mehter takımı gibi iki ileri bir geri gittim : ) Sevgili patronum da bana izin vermek konusunda kararsız kaldığı için düne kadar ben de çalışıyordum. Sonunda 2-3 gün izin koparabildim : )  Okulda çalışan sayısı az olduğu için kurumumuzun muhasebe müdürü ve sevgili kat arkadaşım Gülsüm Hanım'ın elebaşlığını yaptığı bir organizasyonla yemek sonraları için her gün bir kişi tatlı tuzlu abur cubur yapsın dedik. : ) İlk olarak kendisi başkasına yaptırdığı çiğ köfteleri okula getirdi ve ben yaptım diyerek bize yutturmaya çalıştı. Ben tabii ki bunu yemedim sadece çiğ köfteleri yedim : )) Ertesi gün benden şiddetle revani talep ettiler. Çok iyi yemek yapamam, bir kaç çeşit pasta, börek, tatlı bilirim, onları da gerçekten iyi yaparım : ) Resimlerde gördüğünüz revaniye hepsi tek kelimeyle bayıldı. Her biri tarif istedi. Tarif vermekten yorulunca bloguma yazarım, oradan okuyun dedim :p  Canım annemi böyle gururlanmama vesile olduğu için koskocaman öpüyorum ve hemen tarifini veriyorum. : )
 

29 Ocak 2013 Salı

Eşimle Aramızdaki 32 Fark : ))

Geçenlerde Facebook’ta eşimle aramızdaki tek ortak noktanın künefe olduğunu söylemiştim hatırlarsınız : ) Eşime de söyledim. Üzerinde biraz düşündük. Gerçekten başka ortak bir paydada buluşamadığımızı fark ettik ve çok güldük. Bizim kadar uyumsuz başka bir çift daha var mıdır acaba diye de merak ettik : ) Aramızdaki bariz farklardan başlayarak kısaca özetleyelim : )
 

28 Ocak 2013 Pazartesi

Çilekli Diye Yediğimiz Abur Cuburlar Aslında Böcekli : )

Geçtiğimiz günlerde sağlam kaynaklardan COCHINEAL adlı böceğin başta gıda olmak üzere, kozmetik, tekstil gibi pek çok sektörde renk verici olarak kullanıldığını öğrendim. Unutmadan söyleyeyim, bu postu lütfen yemekten önce okuyun : ) Anavatanı Meksika olan bu sevimsiz böcük yüzyıllardır renk verici pigment maddesi olarak kullanılıyor.


Doğal ortamda kaktüslerin üzerinde yetiştikleri gibi bu böcükler için özel tarlalar da kuruluyor, Meksikalı köylüler tarafından toplanıp un haline getiriliyor ve sofralarımıza geliyor. En fazla kırmızı ve pembeden kahverengiye kadar renk veren bu böcüğün renk veren hale gelince ismi birden karmin oluveriyor.

25 Ocak 2013 Cuma

Oğlumun İlk Karne Heyecanı

Bugün Erdem ilk karnesini aldı. Okumayı yazmayı öğrendiği için karneyle birlikte okuma belgesi de aldı. Fotoğrafta gördüğünüz belgeyi de işi gereği annesi hazırladı. Fotoğraf makinemi böyle bir günde evde unuttuğum için kendimi tebrik ediyorum. Allah'tan Nihan ve muhteşem telefonu yanımızdaydı. Asıl karne fotoğrafları onda. Aldıktan sonra buraya ekleyeceğim.

 
Karne benim karnem değildi, okuma yazmayı da ben öğrenmedim ama öyle heyecanlıydım ki... Bütün anneler gibi... Gözlerimin dolmasına engel olamadım : ) Erdem çok duygusal bir çocuk... Kime çekmiş bilmiyorum : ) Öğretmenine sarıldı ve ayrılmak istemedi.

24 Ocak 2013 Perşembe

Peygamberimizin Doğum Gününü Kutladık : )

Bildiğiniz gibi dün Mevlid Kandili'ydi. Akşam işten eve geldiğimizde Peygamberimizi çok seven bana sık sık Onunla ilgili sorular soran oğluma önemli bir gün olduğunu ve ibadet etmemiz gerektiğini söyledim. Neden deyince, Peygamberimizin doğum günü bugün dedim.


Erdem doğum günü tamlamasını duyar duymaz pasta mı yiyeceğiz diye sordu. : ) Duraksadım, içimden "neden olmasın", dışımdan da birden bire "evet" dedim. Peygamberimiz de gelecek mi? dedi :) Hayır o öldüğü için, hayır hayır vefat ettiği için gelemeyecek dedim. Babası hemen itiraz etti. Şehitler ölmez, Peygamberler ölmez dedi ve dualarımızla ve onu anmamızla Peygamberimizin de yaptıklarımızı hissedeceğini ekledi.

Peygamberimizin Doğduğu Gece Yaşanan Mucizeler



İyi ki doğdun Ya Resulallah…

O’nun şerefine yarattı bizi Rab! “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” kutsi hadisiyle işaret ettiği varlığımızın en büyük nedeni, ismi semada Ahmed, yeryüzünde Muhammed olan sevgili Peygamber’imizin doğduğu gece, Mevlid Kandili gecesi dünyada yaşanan mucizeleri daha önce hiç duydunuz mu?


O mübarek gecede;

Kâbe’deki putların hepsi yüz üstü yere yıkıldı.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Erdem'in 6 Yaşının Getirdikleri (1.bölüm)

Aslında Erdem'in olaylara mizahi yaklaşımıyla biriktirdiğim diyaloglarımızı kapanan blogumda okudunuz ama ben hepsinin hatıra kalmasını istediğim için tekrar yazdım. Daha önce okuyanlar fotoğraflara baksınlar, sıkılmasınlar. Bunların üzerine yenileri birikti. Kısa bir zaman sonra onları da paylaşacağım... : )



19 Ocak 2013 Cumartesi

Tavada Kestane : )

Kestaneyi çok severim ama pişiremezdim, İngilizce öğretmenimiz Esra Hoca bana çok kolay bir tarif verene kadar... 

Erdem'in Vazgeçilmezlerinden "Osmanlı Satrancı"

Osmanlı satrancını ilk defa 2 yıl önce Ramazan ayında her sene gittiğim Kocatepe Kitap Fuarı'nda rastladım. Erdem'in Angry Birds gibi oyunların yanında tarihi oyunlarla oynamasını da istediğim için aldım bir tane. O günden beri özellikle babannesi bize geldiğinde rafından iniyor Osmanlı satrancı... Muhyiddin-i Arabi Hazretleri 8 asır önce, öğrencilerine tasavvuf yolunu öğretmek ve onları arif olmaya davet etmek için öyle bir oyun icat etmiş ki… Oyun hayatın ta kendisi...

İskender Pala'nın Kaleminden "Katre-i Matem"

Son zamanlarda taşınma ve yerleşme işleri yüzünden Congresium'dan aldığım sıfır kilometre kitaplarımla sadece uzaktan bakışıyorduk. Yerleşip rahat bir nefes almamla beraber elime ilk İskender Pala'nın Katre-i Matem'ini aldım. Lale Devri'nin zevki sefasını ve sır perdelerini okumak fındık fıstıkla iyi gidiyor. :) Romanın kimi yerlerinde dil ağır, söylemedi demeyin...


Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Palanın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

15 Ocak 2013 Salı

Anadolu Ateşi Baş Dansçısı Perit Kuban ile Bir Röportaj

Perit Kuban… Anadolu Ateşi’nin baş dansçısı… Çerkez… Üniversiteden arkadaşım…  Bir başarı öyküsünü, Perit Kuban’la 2008 yılında yaptığım röportajı paylaşacağım bugün sizlerle…  İyi bir gazeteci olabilecekken dansı tercih eden arkadaşımı okul bittikten yıllar sonra televizyonda Gülben Ergen’in klibini izlerken gördüm ama o olup olmadığına emin olamadım. Hemen annemi çağırdım. “Bu Kuban değil mi?” diye sordum. Evet, çok benziyor dedi : ) En zor günlerimden birinde diğer birçok arkadaşım gibi bana destek olmaya evimize geldiğinde annemle de tanışmıştı. Gazetecilik bölümünü 2. Sınıfta bıraktı, daha sonra kendisinden hiçbir haber alamadım. Okulda arada bir bize bazı dans figürleri gösterirdi fakat bu işi bu kadar ilerleteceği aklımın ucundan geçmezdi. Biraz araştırdım. Perit çoktannn profesyonel bir dansçı olmuş, dünya onu tanımış ama benim haberim yokmuş : ) O yıllarda çalıştığım derginin en son çıkacak sayısı için röportaj ayarlamam gerekiyordu. Ünlülerle röportaj ayarlamak zordur. Kendileriyle iletişime geçmek nerdeyse mümkün değildir. Menajeriyle, basın danışmanıyla vs görüşmek zorunda kalırsın, binlerce dil dökersin. Röportaja ikna edebilirsen ne mutlu : ) E artık Kuban da ünlü, o da magazin camiasından, üstelik sürekli dünya turnesinde… Dolayısıyla ona ulaşıp röportaj yapma konusunda umutsuzdum açıkçası… Ama hiç de öyle olmadı. Çabucak kendisine ulaştım. Perit Kuban hala aynı Kuban’dı. Son derece mütevazıydı. Yönetimden gerekli izinleri aldıktan sonra, gösteriden önce röportaj yapabileceğimizi söyleyerek, beni hemen ilk Ankara turnesindeki gösterisine davet etti. Genel yayın yönetmenimiz, fotoğrafçımız ve ben gittiğimizde üç kişilik yerimiz ayrılmıştı. Sıcacık karşıladı beni. Karşımda ülkenin en iyi dansçısı yoktu sanki, şöhret bir insanı hiç mi değiştirmez? Evet, hiç değişmemişti. Makyaja girmeden önce kuliste, o yoğunluğun içinde kendisiyle çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportaj zaman aşımına uğradığı için okurken günümüze göre değerlendirme yapmayın. Pek çok şey değişti. Mesela o zaman sadece baş dansçıydı. Şimdi koreograf ve eğitmen… O zaman bekardı, emin olmamakla birlikte evlendi sanırım. Şayet evlenmişse, sevgili kardeşime eşiyle ve doğacak bebekleriyle mutlu ve upuzun bir ömür diliyorum.


17 Eylül 2012 Pazartesi

Aşağılık Komplekslilerin Dayanılmaz Varlıkları


Yeryüzünden silinesi, varlığının esamesi okunmayası, kendisini yetersiz hisseden, birileri onları belli yer ve makamlara layık bulduğu halde, bulunduğu yeri hazmedemeyen, başı eğik ama burnu dik, gözleri fel fecir okuyan, insanların kendisini methetmesinden olağanüstü haz duyan aşağılık kompleksliler! Bu tür karakterlerle yaşamak ve onlarla aynı havayı teneffüs etmek o kadar zor ki… Muhatap olmayayım dersiniz ama bu kez de kale alınmadığı için ayrıca kompleks yapıp diş bilerler. Avını bekleyen vahşi hayvanat gibi en ufak bir hatanı aleyhine değerlendirme fırsatını mutlak değerlendirirler.

11 Eylül 2012 Salı

Boyun Fıtığı Kaplıca Tedavisi-Afyon Bolvadin


Bilenler bilir. Ben ciddi bir boyun fıtığı hastasıyım. Ortopedik yastık, ilaç tedavisi, bir aylık fizik tedavi gibi tıbbi yöntemler ağrılarımı dindirmeye yetmeyince bütün kış boyu kaplıcaya gitmek için yazın gelmesini bekledim. Hidroterapinin fiziksel ve psikolojik birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğuna her zaman inanmışımdır. Merak edenler için boyun fıtığının bendeki belirtilerini söylemek istiyorum.

6 Eylül 2012 Perşembe

Detaylara takılmak...

Detay, ayrıntı, teferruat… Üçünün de manası aynı… Hangisini kullansam daha çok dikkat çekerim diye düşünmeden teferruatla başlamıştım ama kişilerin önyargıları yüzünden, bazen dilimizde aynı anlama gelen birçok kelimenin olması beni kızdırıyor. Kelimeleri bile sahiplenmişler. Detay desen şucu, teferruat desen bucu oluyorsun. Derken asıl konuşacağın meseleyi unutuyorsun. Ben hepsini kullanıyorum. Eski-yeni ayırmadan tüm sözcükler benimdir, o kadar diyerek şucu ve buculara meydan okuyorum.  Daha az önce aynı paragrafta hem “kelime”yi hem “sözcük”ü, hem “anlam”ı hem “mana”yı bir arada kullanmanın zevkini yaşıyorum ve şu anda daha konunun başında böyle bir detaya takıldığım için kendime kızıyor, dişlerimi sıkıyorum.

Bu kız sonunda sadede gelir. Teferruata takılmak hayatta en iyi becerilen şeylerden biridir. Bütün azılı problemler de bu beceri sayesinde yakalara yapışır. Uykusuzluk, asabiyet, şüphecilik,  umursamaz tavırlar, sarkastik davranışlar, olur olmaz hırçınlıklar, yersiz saplantılar, sayısız depresif haller…



5 Eylül 2012 Çarşamba

Neden derdim yok deme!

Deme! Neden derdim yok deme! Beyazlar içinde simsiyah rüyalar görürsün. Neden derdim yok dersen, saçlarını köklerinden yolup göz pınarların kuruyana kadar ağlarsın. Kurumuş yapraklar çıtırdar vücudunda, karanlık sokak köşelerinde uyanırsın uyanıkken…  Nefes alamazsın çoğu zaman, teselliyi bir saç fırçasında ararsın ya da eski bir kokuda… Korktuğun anlarda en sevdiğin tatlıyı hatırlamakta bulursun çareyi. Kendince… Seni anlamayacak bir sürü insana yakarsan da yüreğindeki denize attıkları taş bakışlarla milyonlarca damlayı yüzüne sıçratırlar.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Clandras Su Kemeri

--Uşak 3--

 Uşak’ın hayran kaldığım yerlerinden biri de burası… Clandras... Uşak-Merkez’e yarım saat mesafede bir mesire yeri…  Bu köprü MS 2. yüzyılda yapılmış düşünebiliyor musunuz? Tam 19 yüzyıldır ayakta, sapasağlam. Yanında gürül  gürül akan bir şelale, altında bir nehir, sağında solunda ürkütücü kayalıklar

26 Ağustos 2012 Pazar

Bir Adım Sonrası Uçurum; Ulubey Kanyonları

-- Uşak 2--
  
Bu yaz ahdettim : )Uşak’a gidersem tarihi-turistik neresi varsa gezip göreceğim dedim ve bu işe Ulubey Kanyonları’ndan başladım.  Türkiye’de değeri bilinmeyen bir yer… Amerika’nın Arizona eyaletinde bulunan Büyük Kanyon’dan sonra dünyanın ikinci büyük kanyonu ülkemizde ama maalesef bunu kimse bilmiyor. Uşak halkı buraya Ulubey deresi diyor : ) Buyurun bol fotoğraflı bir post :) Korumadıklarım sizindir, ama diğerleri neydi? cısss : ))


25 Ağustos 2012 Cumartesi

Bu yaz Uşak'ta...

Bilmeyenler için eşim Uşaklı ya da nam-ı diğer aşıklar diyarı "Uşşak"lı. Ee doğal olarak artık ben de öyleyim : ) Uşak’ı ilk gördüğümden beri severim. Küçük ve şirin bir şehir…

Uşak İlçelerine Giderken Ayçiçeği Tarlaları
 Uşak şivesine de bayılırım. Otobüsle Uşak’a gittiğimizde daha Uşak otogarına iner inmez duyduğum “Yetişiveecen mi, hadi gidelim gali” gibi sözleri duyar ve çocuk gibi sevinirim Uşak’a geldiğime…


24 Ağustos 2012 Cuma

Huzur Sokağı da Sonunda Dizi Oldu : )


Daha önce Facebook sayfamda da söylemiştim. Huzur Sokağı ortaokul yıllarımda belki ilk okuduğum kitaptır. Saymıştım, tam 7 defa okumuş, okumak ne kelime, su gibi içmiştim. Çok beğendiğim için arkadaşlarıma da zor kullanarak okutmuştum : ) Şule Yüksel Şenler’in ölümsüz eseri… Hakikaten çok güzeldi…

23 Ağustos 2012 Perşembe

İletişim Fakültesi Mezunu Olmanın Zorlukları : )


Pek çoğumuzun bildiği gibi Gazetecilik, Radyo-Tv ve Sinema ile Halkla İlişkiler bölümlerini içeren İletişim Fakülteleri sözel bölümler arasında, özellikle büyük şehirlerdeki puanı en yüksek olan girilmesi güç okullardır. Ama asıl atraksiyonlar girdikten ve hatta mezun olduktan sonra başlar.  : )

22 Ağustos 2012 Çarşamba