6 Eylül 2015 Pazar

Bu Yazın Son Düğünü

Merhaba,
Başlıktan da anlaşılacağı üzere sizi bu yazın son düğününe götürüyorum.
Blog iyice nişan düğün bloğuna döndü ama olsun ne yapalım : )
 
Esas kız Tuğçe... Halamın kızı... Sevgili Tuğçe babamın kuzenin kızı olduğu için annesi otomatik olarak benim büyük halam oluyor. Gonca Hala'ya hala dememi benim öz halam istemiş.
Ne kadar çok "hala" sözcüğünü kullandım ya hu: )
 
Girizgahı baba ve kızın duygusal anlarıyla yapalım.
Kırmızı kurdeleyi bilirsiniz erkek kardeşler bağlar.
Tuğçe'nin hiç kardeşi olmadığından bu ulvî görevi babası üstlendi.
 


Kimsenin gözyaşlarını tutamadığı anlar...
Bir evin bir kızı olsa bir nebze kolay olurdu ama o bir evin tek çocuğu, annesiyle babasının gözlerinin nuru, o evin geçmişi, geleceği, umudu, mutluluğu, her şeyi...
Anne ve babası için bu dakikaları yaşamak çok zor oldu. :(
 
 

 
Hangi gelin böyle bir anda saatlerce uğraşılarak yapılan makyajını düşünür ki...
Tuğçe de tutamadı tabii :(


 
Kız tarafı evde ağlaşırken, oğlan tarafı davul ve zurnayla gelmiş, kapının önünde halay çekiyordu. : )
İşte düğünlerin de cilvesi bu... Bir taraf mutluyken diğer taraf hüzünlü... Aslında damat da yaşadığı evden ayrılacak neticede... Neden mutlu oluyorsa : ) Tabii dışarıdaki halaydan çıkıp gelini almak üzere eve gelen damat evdeki duygusal atmosferi görünce üzülmedi değil... Yüzünden de belli zaten üzüntüsü...  Her şeye rağmen yeşil tülü boynuna, kırmızı tülü gelinin başına atıp, kızı da koluna takıp götürdü acımadan... : )

 
 
Düğün arabasına binmeden önce kuracakları yuva için eller gökyüzüne açılıyor.
Duayı eden de benim çok sevgili eşim...
O anda bir tuhaf oldum.
Bu adamla daha dün biz evleniyorduk. Bizim düğünümüzde dualar ediliyordu.
Ne zaman büyüdü de başkalarının düğününde dua falan etmeye başladı. :)
Anlayamadım. Ayrıca böyle şeyleri sakallı, yaşlı, nur yüzlü dedelerin yapması gerekmez miydi? : )
Bütün bunlar bana da kendimi yaşlı hissettirdi maalesef. :S
 


  
Hemen o moddan çıkmam gerekiyordu.
Aldım makinemi elime fotoğraflamaya devam ettim etrafı... : )



Düğün Pursaklar'daki Asfor&Arus Balo Salonu'nda yapıldı.
Yarım saat kadar erken geldiğimiz için bu vakti hatıra fotoğrafı çekmeye ayırdık.
Teyzemin tatlı kızları, canım kuzenlerim Burçin ve Bengisu ile...



 
Gelinimizin annesi Gonca Halam ile...
 


 
Hava biraz esse elbisem uçuşsaydı pek güzel olacaktı ama olamadı : )
 
 
 
Biz fotoğraf çekmeye, çektirmeye doyamamışken kapılar açıldı.
İç mekan ferah, masa düzeni gayet güzeldi.



Salonda beklemekten sıkılınca gelin odasına bi gideyim dedim. Taaa 2. kata sakladıkları gelin odasını bulana dek mutfaktaki aşçılara kadar tüm çalışanları bir bir ziyaret etmek zorunda kaldım : ) Gittiğimde gelin hanım yemek yemekle, kızlar da selfie çekmekle meşguldü.
 


 
O arada beyaz güllerden seçtiği gelin çiçeğini fotoğraflamak için uygun bir dekor ve kompozisyon hazırladım : )



 
Yemeklere konsantre olmuş gelinin her açıdan fotoğrafını çekmek gerekiyordu.
Hiç sorun çıkarmadan işlerimi bir bir hallettim. : )
Topuzunu yakından görebilirsiniz.
 


Ve upuzun duvağı...

 
Henüz düğün başlamamışken, mevzuya gireli daha 1 saat bile olmamışken benim ayaklar seda vermeye başladı. Stiletto denen zıkkımları çıkardım ve eşimin bi koşu arabadan getirdiği dolgu topuk siyah ayakkabılarımı giydim. : ) Dünya varmış, dediğimi hatırlıyorum yani.. O derece..



 
Fazlasıyla cool bir gelinle karşı karşıyayız. Hemen söylüyorum nedenini. Gece heyecandan uyuyamadın değil mi, diye soruyorum. Yoo, çok derin uyudum, diyor. Ben kendi düğünümde gelin odasında yemeğime çatalımı dokundurmamıştım. Bu gelin tabağı silip süpürüyor. : ))


 
Tuğçe yemeğine devam ederken kızlar da gelin ayakkabısının altına kısmeti açılması gerekenlerin isimlerini yazıyorlar. Bu bid'at ne zaman tutmuş bilmiyorum ama eğlenceli anlar yaşanıyor tabii ki : )
Burçin'in rahat rahat isimleri yazdığı ayakkabıya dikkat ettiniz mi?
Etmediyseniz bir sonraki fotoğrafa bakın : )

 
 
Evet, gelin ayakkabısı sıfır topuk, dümdüz, şık, beyaz bir sandalet...
Bu kadar rahatına ve keyfine düşkün bir gelinin saatlerce sivri burun ve 15 cm. topuklu bir ayakkabıyla oynayacağını düşünmüyorsunuz, değil mi? : )


 
Uyuyup büyüyen sonra da bir güzel karnını doyuran güzel gelinimiz, sade ve şık gelinliğiyle davetlilerin karşısına çıkmak için hazır...

 
 
Kalabalığa karışmadan gelinle bir hatıra fotoğrafı çektirmem lazım tabii ki...
 


Kızlarla birlikte gelinden önce salona iniyor ve yerlerimizi alıyoruz.
O sırada Bengisu elime süslü bir defter ve tavus kuşu tüyünden bir kalem tutuşturuyor.
Gelin ve damadı beklerken dolduruyorum bir sayfasını...
 
Şu tüyün altından bıçakları kaldırsaymışım, iyi olacakmış. : )



Babam, eniştem, teyzem başlıyorlar kendilerine ayrılan gelinin kalbi kadar temiz sayfalara duygularını yazmaya... : )))
Mutlaka hepsi çocukken yazdıkları hatıra defterlerini anımsıyor. Benim gibi... : )


 
Gelin ve damat hala teşrif etmediler. Beklerken artık birer düğün klasiği olan kahramanlara ait slayt gösterisini izliyoruz. Sanırım slayt içindeki en şeker kareyi yakaladım. : )



Sonunda iki kat yukarıdan inen asansörün içinde gelin ve damat görünüyor.


 
Yerlerine oturmadan önce alkışlar içinde bir çeşit reverans yaparak konukları selamlıyorlar.
 


 
Nikah zamanı... Gelinin şahitleri kuzenleri...


 
Nikahtan sonra ilk dans... Konfetiler, dumanlar, ışıklar... Masal gibi dakikalar...



Menümüz...


 
Mutlular mı? Çooook!!!



Türkler kadar oynamayı seven bir millet daha var mıdır, bilemiyorum. Bu pist hiç mi boş kalmaz arkadaş. Saatlerce oynadığı, bir an dahi oturmadığı halde, bu akşam oynamaktan çok verim alamadım, bile diyenler oldu. Şimdi okuyorsa o kişi kendini bilir. : )) Acaba verim aldığı düğünde  neler yapıyor, merak etmemek elde değil. : )


 
Tuğçe ve Emre'nin düğün pastaları...


 
Takı merasiminden...
Fazla takıların ve paraların koyulduğu midye formundaki kutu hoşuma gitti.



Çiçek atma zamanı...
 


Gelin ve damat çiçeği atmak için toplananlardan yeterli enerjiyi alana kadar çiçeği atmadı.
Sonunda çiçeği kapan da Burçin oldu.

 
 
İlerleyen saatlerde benim küçük prensim çoktan uyumuştu bile... : )



Düğünün sonuna geldiğimizde Gonca Halam tabiatıyla buruk bir sevinç yaşıyordu.
Yüzündeki hem acı hem gurur hem mutluluk dolu ifadeyi hiç unutmayacağım.

 
 
Ve siz, Tuğçe ve Emre...
Şu anda muhtemelen balayındasınız. Antalya ve civarlarını keşfetmekle meşgulsünüz.
Umarım bu post balayındaki eğlencenize eğlence katar. Okudukça o anları hatırlarsınız.
 
 Emre'nin bir evin tek çocuğuyla evlendiği için aldığı sorumluluğun farkında olduğundan, Tuğçe'yi son nefesine kadar mutlu etmeye çalışacağından hiç kuşkum yok.
 
Tuğçe'nin de ne kadar iyi bir eş ve anne olacağı bakışlarından belli zaten...
Gözleriniz bu fotoğraftaki gibi daima gülsün. Sizlere iki cihan mutluluğu diliyorum gençler...


Sevgiyle kalın...
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yukarıdaki yazıyla ilgili yorumunuzu alayım : )