1 Temmuz 2013 Pazartesi

Çeşme'den Urla'ya Uzanan Tatil Anılarımız...

Vee tatil bitti eve döndük. 
Eşimin iş yoğunluğu nedeniyle bu yıl ilk defa kardeşim ve oğlumla birlikte tatile çıktık.
Yaklaşık 750 kilometrelik yolculuğumuz Vivaldi ile başlayıp Vivaldi ile bitti.
İlk ve son kez klasik müzik eşliğinde yolculuk yaptım. ( İnşaallah : )


Yol boyunca ilk molayı 3 saat sonra eşimin memleketi Uşak'ta verdik. 
5,5 saatlik Ankara-Uşak yolunu da 3 saatte tamamlamak farklı bir deneyimdi. 
Allah'tan radara yakalanmadık. Malum cezalar büyük :)



Burası Uşak, Huzur Park...
Büyük ve yemyeşil bir orman... 
Kahvaltımızı burada yaptık.
Kardeşim yeşili seviyor. 
Molamız 2 saat sürdü. 
Fotoğraftaki bayan Huzur Park'ın cafesi için çalışıyor.
Uşak yöresine ait bükme, gözleme, katmer gibi hamur işleri yapıyor. 
Bana "Gelenler fotoğraf çektirmek için sacın üzerindeki katmeri çeviriyor gibi yapıyor. Sen de yap" dedi.
Tabii ki "Eksik kalmamalıyım" dedim ben de :))



Yolculuk sabahının gecesinde kardeşim ve ben hiç uyumamıştık.
Ben önemli değil de arabayı kullanan o olduğu için kaygılandım tabii ki..
O uykusuzlukla bir de klasik müzik dinleyerek onca yolu kat ettiğimize hala inanamıyorum.



Huzur Park'tan son kare oyun alanından...
Erdem'i salıncaktan alıp tekrar yola koyulduk.
İstikamet, Çeşme Yeni Meltem Tatil Köyü...




Moladan bir saat sonra İzmir'deydik. 
Enteresan bir şehir İzmir... 
Kardeşim çok seviyor bu kenti, nedense...
Bense sanki sıcak iklimin soğuk insanlarıyla karşı karşıya kaldım. 
Çeşme yolunu sorarken bile tedirgin oluyor insan... 
Çekirdeğe "çiğdem", bildiğin simite de "gevrek" diyen İzmirlilere ait bu kareyi görünce tebessüm ettim.




HGS olmadığı için otobandan gidemedik Çeşme'ye... Bu yüzden İzmir-Çeşme arası tam 2 saat sürdü. Uşak'tan İzmir'e bile 1 saatte gelmiştik oysa ki ...: )
Çeşme'nin özellikle yerlileri tam anlamıyla insancıl insanlar ya da tam Türk insanı işte...

Sonunda Çeşme Çiftlikköy'de rezervasyonunu Ankara'dan yaptırdığımız tatil köyüne ulaştık ulaşmasına ama
daha arabayı park edip iner inmez, kardeşim direkt gidelim buradan dedi. 

Hiç ama hiç beğenmedi. Tesettürlü bayanların denize girebileceği bir plajı olduğu için ben başka bir yere  gitmek istemiyordum. Daha önce iki defa daha gelmiştim. Tüm parayı peşin ödedik, formları imzaladık.

Odayı, yemekleri, havuzu kardeşim beğenmedi. Ben sırf deniz için her türlü eksikliğe razıydım.  Ta ki sahile inene kadar... Havlumu serebileceğim bir tane bile temiz şezlong bulamadım : )

4-5 saat sonra kardeşimle bu otelden ayrılma kararı aldık. Paramızı istedik, daha otelde konaklamadığımız halde bir gecelik ücreti bu gece kalsanız da kalmasanız da alacağız dediler. 

Biz de buna şükür, madem bir gece fiyatı ödeyeceğiz, 
bu gece kalıp en azından dinlenelim, sabah yola çıkarız, dedik. Meltem Tatil Köyü'ne ait bir fotoğraf bile yok. O kadar canımız sıkıldı ki hiç fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmemiş :)

Yakın mesafelerde gidebileceğimiz otelleri araştırdık. Hepsi fulldu. Sonunda Urla Karaburun'da Club Otel Asya'dan yer ayırtarak "İnşallah güzel bir yerdir" diye dua ede ede Çeşme'den Urla'ya kadar 1,5 saat kadar daha yolculuk yaptık. 




Yeni otelin gecelik kişi başı ücreti de beğenmediğimiz otelden 50 TL daha düşüktü. 
Ama fotoğraflarından olumlu bir izlenime kapıldık. 
Kardeşim fazla takmıyordu. 
En azından gideceğimiz otelde bir "otel kültürü" var.
 Hiçbir otel ilk gittiğimiz yerden kötü olamaz diye beni teselli ediyordu. : )


Karaburun'dan bir kare...


Neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz otelimize geldik. 
6. kattaki odamızın manzarası tam da buydu. Deniz , havuz ve muhteşem bir doğa...




Otelin istisnasız bütün odalarının deniz manzaralı olması insanda manasız bir mutluluğa neden oluyordu. :)




Denizin dalgalı olduğu geceler dalga sesleriyle uykuya dalmak benim gibi bir avuç suya hasret bir İç Anadolulu için bulunmaz bir nimetti :)

Tertemiz küçük bir koy ve kumsalı olmamasına rağmen dibi görünen harika bir deniz...
Ölüdeniz'e benzetti kardeşim burayı...




Otel çevresinde ya da yakınlarda gezilecek bir yer yok. Zaten buna zaman da yok. :)
Hiçbir şey korktuğum gibi olmadı, özellikle Erdem burayı çok sevdi. 

Karaburun'da o kadar çok köpek var ki... Özellikle akşamları çıkıyorlar sokaklara. 
Biraz serinlik çökünce hemen kendilerini yerlere atıyorlar. 
Erdem benim gibi hayvanlardan korkmasın diye alıştırmaya çalışıyorum yine : )
Otel görevlisi de bunun için bize yardımcı oluyor.




Çocuk havuzundan çıkaramadık Erdem'i... 
Dayısının denizde oğluşuma yüzme öğretme girişimleri sonuçsuz kaldı maalesef...
Arada bir denize girse de bebeğim çocuk havuzunu daha çok sevdi.
Ben de birinden tesettür mayosu bulup denize girdim, üşüyünce hemen bayanlar havuzuna...
Kullananlar bilir, biraz üşütüyor insanı...




Bazı müşteriler şikayetçi olsa da ben yemekleri beğendim. 
Özellikle benim gibi daha pahalı bir otelde kalıp da bu kadar hizmeti görmeyen biri için her şey çok iyiydi.

Düşünün, diğer otelde onca para veriyorsunuz sadece çay-kahve sınırsız... :)) 
Yemekte bile insana soğuk hiçbir içecek vermiyorlardı vicdansızlar. :) 

Club Asya Hotel'de gün içinde tüm soğuk içecekler de ücretsiz...
İnsanoğlunu memnun etmek gerçekten çok zor. 
O fiyata bu yemekler gayet güzeldi...




Akşam yemeğinden sonra çay içmek için soluğu "Fedon'un Yeri"nde alıyorduk : ) 
Otelin cafe-barında çalışan beyefendiyi Fedon'a benzetmek, koca koca çekirgeleri kovalamak ve Erdem'in uykusu geldiği için bir türlü sonunu getiremediğimiz tavla bizim için ayrı bir eğlence nedeni olmuştu.
Bir akşam yemeği öncesinde kardeşim ve ben...
Her ne kadar bekar bir genç olarak ablası ve yeğeniyle tatile çıkmak ve etrafında sürekli evli-çocuklu çiftleri görmekten yakınsa da insanlar ablasını eşi, yeğenini çocuğu sansa da  bu tatil onun için de farklı bir deneyim oldu. Bir nevi prova yaptı. : )

İşin en güzel tarafı da evlendiğimden beri yani 9 senedir kardeşimle böyle uzun zaman geçirmemiştik. Her gece 2'lere 3'lere kadar sohbet ettik. Kahvaltılara geç kaldık : ))

Son iki yıldır uzun tek parça elbiseleri kendime çok yakıştırıyorum. 
Bu turuncu elbiseyi geçen yılki tatilimden hatırlarsınız. Özellikle Uşak Clandras gezisinde çok görmüştünüz. Hatırlamak isteyenler buraya tıklasın .





Bu da turkuaz elbisemin boydan görünüşü...
 Turkuaz benim rengim biliyorsunuz. 
Bilmeyenler buradan öğrenebilir. 




Ortadan kaybolan fotoğraf makinesi döndüğünde birbirinden kötü karelerle karşılaşıyordum. 
Erdem Bey sağ olsun. Ama gün batımında çektiği bu fotoğrafı beğendim, paylaşmak istedim. : )




Erdem demişken, çocukların dolu dolu vakit geçirebileceği bir yer Club Asya...
Akşamları çocuk animasyonlarını tüm minikler iple çekiyor.
Animatör Aşkın abileri çocukları coşturmayı biliyordu.




Gel gör ki bir süre sonra Aşkın ortalardan kayboluyor, sahneye çıkan Micky ile Aşkın'ın karizma yerle bir oluyordu. : ) Animatörlük gerçekten zor iş... Onlar da işinin hakkını veren çocuklar... 





Erdem'i bu tatilde en fazla mutlu eden şeylerin başında Urla'dan aldığım Erdem Savaşçısı geliyordu. 
Erdem bu oyuncağın kendisi için yapılmış olduğunu düşünüp düşünüp sırıtıyordu : )




Erdem Savaşçısı'ndan kalan tüm vakti havuzda yüzerek ya da su topu oynayan amcalarının dışarı kaçan toplarını getirmekle geçiyordu : )




Akşamları bayanlar için aktiviteler diskoda devam ediyordu.
Yaşlılıktan mıdır bilmem ben o gürültüye en fazla 10 dakika dayanabiliyordum.
Biraz da çalan müzikler bana uymuyordu herhalde...
Ne de olsa ben eğlence insanı olamıyorum bir türlü...
Pesimist müziklerden daha büyük keyif alıyorum nedense...




Çeşme'de kaybettiğimiz bir gece ile birlikte beş gecelik tatilimiz göz açıp kapayıncaya kadar bitiverdi. : (
Odayı 11'de boşalttığımız halde ben öğleden sonraya kadar havuzda kaldım. 
Otelden çıkmadan sizler için lobiden bir iki görüntü aldım.
Vee bu kez eve dönüş için yine yollara düştük


Beş gün gibi kısa bir sürede çok farklı, çok güzel yürekli insanlar tanıdım. 
Onları da burada kısaca yad etmek isterim. 

Başta bana annemi aratmayan, ne zaman bir şeye ihtiyacım olsa dibimde biten, şakalarıyla güldüren, denize girmem için haşemasını veren, yardımseverlik duygusu haddini aşmış Selma Abla ve iki kızı,

Yaşlı annesi, boyunca oğlu ve iki kızıyla birlikte tatil için Almanya'dan Türkiye'ye gelen, arabasının lastiği patlayınca söküp stepneyi kendisi takacak kadar becerikli, akşama kadar güneşi kovalamasına rağmen bir gram yanamayıp bir ton bile kararamayan, bizden bir gün önce otelden ayrılıp  sırf birazcık bronzlaşabilme umuduyla Ramazan'dan önce üç günlüğüne yine gelecek olan kulakları çınlayasıca Sevim Abla, 

3 aylık tatlı bebeği Karan ve 5,5 yaşındaki  dünya yakışıklısı oğlu Tuğra ile her ikisi de İletişimci yani meslektaşlarım Zeynep ve Turan çifti,

Utangaç ve kaprisli, gözlerine baktığınız zaman Hülya Koçyiğit edasıyla elinin tersiyle gözlerini kapayan 2 yaşındaki güzeller güzeli kızları Berra ile otele teşrif eden Gülizar,

Güneşin altında uyuya kalınca çatır çatır yanıp acıdan kıvranırken iyileşmek için yoğurt ve zeytinyağlarıyla soğuk meze kıvamında gezerek bizleri güldüren kalbi çok temiz Songül Abla, 

ve Songül Abla nezdinde su fobisini yenmeleri için büyük çaba sarf ettiğim diğer arkadaşları unutabileceğimi pek sanmıyorum : )





İşte bu hissiyatla yola çıktık ve dönüş yolunda Banaz'da gördüğümüz Banaz Asfalt Camii'nin sıra dışı hali çok ilgimi çekti.

 Caminin içinde dışında yazıların fazlaca kullanılması, elektronik levhada akan ve sürekli değişen ayet ve hadisler, caminin etrafını süpüren cami imamı, içeri girdiğinizde sizi karşılayan temizlik kovası, cami içerisindeki çiçekler, plazma tv ve büromsu bir oda gerçekten çok farklıydı. 

Özel alana müdahale etmemek için büroyu çekmedim ama yolu düşen herkese bu tertemiz camide iki rekat namaz kılmasını önerebilirim.

Banaz Asfalt Camii videosunu izlemek için buraya tıklayın...




Ankara'ya iki saat kala kardeşimle ayrılacak olmanın acısı içime çöktü. 
Beş günde yine ve yeniden alışmıştım ona. Ayrılık anını yarım saat ertelemek için bir yerde çay içelim dedim. Kırmadı beni...






Bir tatil de böyle geçti. 

Gece 12.00'de içtiğimiz birer bardak çayla tatil anılarımızı da burada bitiyoruz. 
Herkese iyi tatiller... : )

2 yorum:

Yukarıdaki yazıyla ilgili yorumunuzu alayım : )