16 Mayıs 2013 Perşembe

Böyle Misafirler Her Zaman Gelsin : )

Dopdolu bir post okumak için lütfen önce arkanıza yaslanın. Yakınınızdaki birine söyleyin, size bir fincan kahve getirsin ve okumaya başlayın... Okurken fotoğraflara bakmayı da ihmal etmeyin tabii. Eğleneceğinizi umuyorum, çünkü ben uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim : )

Aslında son bir haftadır işle alakalı bazı problemlerimden dolayı zor ve üzücü zamanlar geçirdim ama bunu sizlere yansıtmamaya çalıştım. Ayrıldığım işime home-office olarak çalışmaya devam ediyorum. İşten ayrıldığım ilk günlerde Nihan ve Evrim bana destek olmak amacıyla sana bir akşam oturmaya gelelim dediler, çok sevindim ama cidden üzüntüden elimi kaldıracak halim yoktu. Sen boş ver, biz bir şeyler yaparız dediler. Bana da evi temizlemek kaldı. Günlerce evde çöp üstüne çöp koymaya kolunda derman bulamayan ben arkadaşlarımın geleceği gün ev temizliğine kalktım. Bir taraftan da dua ettim, iyi ki geleceğiz demişler, yoksa ev pislikten batacakmış diye : )) Kirlilikten öte ev çok dağınıktı. İlk iş evin dört bir yanındaki soda ve gazoz şişelerini topladım. Büyük bir ayakkabılığım olmadığı için evin girişi ayakkabı mezarlığı gibiydi. İşyerimden getirdiğim eşyalar da hala yerlerinden ayrılmış olmanın hüznüyle torbalarıyla koridorda duruyordu. Çamaşırların, askılığın toplanması gerekiyordu. Birikmiş çamaşırların yıkanması, banyonun toparlanması gerekiyordu. Mutfağım da Esma'nın mutfağına dönmüş, tezgah tabak çanakla doluydu : ) Balkon atılacak çöplerden geçilmiyordu. Mutfak penceresinin önüne de kuşlara ekmek ıslatıp koymuştum. Öyle bir yumulmuşlar ki kanatlarıyla  sıçratarak penceremi mahvetmişlerdi : )

 


Evin temizliği bittiğinde belim kopacak kadar ağrıyordu. Ama evi bal dök yala kıvamına getirene kadar temizledim. Temizlik aşamalarını saniye saniye Nihan'la paylaştık. : ) Bu da temizlenmiş hali :)



Oturduğum apartmanın altındaki marketten alışveriş yaptım. Her ne kadar pastayı böreği misafirlerim getirecek olsa da ev sahibi olarak benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu : ) Heyecandan bazı şeyleri unuttum, bir kere daha inmek zorunda kaldım. : )


Sarmayı Nihan saracaktı, yaprağı olmadığı için kayınvalidemin gönderdiği ve incecik sandığım salamurayı Nihan'a götürmüştüm. Gel gör ki yaprak kart çıkmış, Nihan başka bir yerden yaprak almış, sarmış. Kayınvalideme beni arkadaşlarıma mahcup ettiği için buradan teessüflerimi yolluyorum : ) Resim öğretmeni mercimekli köfte yapmayı üstlendi, taze nişanlı ve henüz pasta börek yapmaktan bihaber olan Evrim de yaş pasta alacaktı. (Evrim Öğretmenin nişan törenini görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.) Erdem'in İngilizce öğretmeni de hasta olduğu için bu işten tarafımdan muaf tutuldu. : )))

Pasta börekten benim payıma düşen kıymalı tepsi böreği, elmalı turta ve salatalardı. İki defa markete inmeme rağmen kabartma tozunu unuttuğumu tüm malzemeleri karıştırdığımda farkettim. Turtayı geceden yapmaya başladığım için eşimden istedim, bana gece 11'de kabartma tozu buldu getirdi, sağolsun : )) İşte elmalı turtamın fırından ilk çıktığı hali ve son durumu...


Böreğimi misafirler gelmeden birkaç saat önce yapmaya başladım ve misafirler gelmeden 20 dk önce fırına sürdüm. Zira Nihan ben böreği sıcak isterim diye zıp zıp zıpladı : ))) O hengamede fırından çıkmış nar gibi kızarmış kıymalı böreğimin fotoğrafını çekmeyi unuttum. :( Bu böreğin peynirlisini babaannemler kahvaltıya geldiğinde yapmıştım. Hatırlamak için buraya tıklayabilirsiniz. : ) 

Dereotlu, yeşil mercimekli, mısırlı salatamın da fotoğrafını çekmeyi unuttum maalesef : (


Tüm asaletiyle resim öğretmenimiz (kırmızılı olan soldaki bayan) ve gripten muzdarip İngilizce öğretmenimiz (sağdaki grili bayan) diğer arkadaşlardan iki saat kadar önce geldiler. Onlarla bu süreyi bol bol sohbet ederek değerlendirdik.


Kokoşluğuyla tanıdığımız resim öğretmeni matruşka açar gibi çantasından bir çanta daha çıkardı, onu da açarken bir çanta daha çıkacak sandım ama içinden ev ayakkabıları çıktı. Ev ayakkabısının çantasının şıklığına bakar mısınız? : ))



 Bu da resim öğretmeninin bana zarif bir hediyesi... Evde boş kalan saksım sanki bu çiçek için bekliyordu. Misafirlerim gittiken sonra cam güzelim de balkondaki yerini aldı. Çok teşekkür ediyorum.



Sohbet sohbet nereye kadar, kalkın biraz çalışın dedim : )))) Nihan ve Evrim'in gelmesine dakikalar kala çayı demledik. Bu arada resim öğretmenimizin yakut kolye ve küpelerini eşinin halası hediye etmiş. Bugünlerde Bahamalar'dan dönen kayınvalidesi de her gittiği yerden öğretmenimize çok güzel ve zevkli hediyeler getiriyor. Dünyada gitmediği çok az ülke kalmış. Allah hepinize böyle seyyah kayınvalideler nasip etsin. : )


Evrim siz sakın patates salatasına dokunmayın. Patatesleri haşlayın, ben onu çok güzel yaparım, gelince ben yapacağım diye tembihlediği için  haşladık ve beklemeye başladık. Bekle bekle zaman geçmedi, geç kaldılar... İngilizce öğretmenimiz de dayanamadı, patatesleri, soğanları soyup doğramaya başladı. Patates soyduğuna bakmayın, bu bayan İngilizce ve Fransızca biliyor : ))) Ama özellikle inci dişlerini ve gülüşünü açık bıraktım ki patates soyarken de ne kadar mutlu olduğunu anlayın diye : )))


Vee Nihan ve Evrim akşam saat 7'ye doğru evimize teşrif ettiler. Evrim Hocam patates salatasını kendisi yapmış gibi başına geçti baharatlarını koymak için haha : )) Nazik midesine kuru soğan  dokunuyormuş, galiba tuzla falan ovdu soğanı : ) Nihancığım çayları hazırladı, resim öğretmeni tabakları salona taşıdı, ben de fotoğraf çekerek şen kahkahalarımı ve sohbetimi onlardan hiç esirgemedim tabii ki : ))))

Bu arada ev telefonum çaldı, açmamla beraber evde misafirler olduğunu unutup büyük bir çığlık attım.. Telefonun diğer ucundaki kardeşim girdiği son mülakatla ne zamandır beklediği kamu kurumuna girdiğini müjdeliyordu. Artık hak ettiği yerde. İnşaallah onun için hayırlı olur.


Ne zamandır bir masa örtüsü alamadığım için sehpaya aldık hepsini... Oradan da tabaklarımıza... Sonra laf lafı, konu konuyu açtı. Erken gelenler erken çıktı. Eşime geç gelmesini söyledim, biz kalanlarla 11'e kadar oturduk. Her şey çok güzeldi.



 Bir de böyle bakalım sehpamıza : )


Beni zor günlerimde yalnız bırakmayan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. İnsan hakikaten hayatı yaşarken öğreniyor, tanıdığı sandığı kişileri tanımadığını ya da yanlış tanıdığını anlıyor. Açık söylemek gerekirse, ben bu sıkıntılı günlerimde çok sevdiğim başka arkadaşlarımın bana destek olacaklarını, yanımda olacaklarını, arayıp soracaklarını sanıyordum. Beklediğim olmadı, "hayırlısı olsun ne yapalım" deyip geçtiler, üzüntüyle beraber şaşırttılar beni... 

Bu arkadaşların da beni sevdiklerini biliyordum ama bu kadar, sıkıntılarımı paylaşıp azaltmak isteyecek kadar sevdiklerini bilmiyordum. İlk günden beri sürekli arayıp sordular. Özellikle ilk günleri, onların durmadan açtığı telefonlar, oradan buradan yazdıkları mesajlarla atlattım. Böyle güzel dostlarımın varlığından haberdar olmuş oldum böylece... Bu şerdeki hayır da buymuş demek ki... Onların daha iyi tanımış, daha iyi hissetmiş oldum. Güzel yürekleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız...





Dipnot: Yazımın sonunda ettiğim sitemi üzerine alanlar rica ediyorum, bunu gelip sormasınlar. O zaman daha çok üzülürüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yukarıdaki yazıyla ilgili yorumunuzu alayım : )