4 Şubat 2013 Pazartesi

Tatil Dönüşü Yaşananlar...

Bugün Allah'ın izniyle işimin başına döndüm. Çok mu istiyordum, hayır tabii ki... Hala okul bomboş, soğuk ve sıkıcı... Allah'tan Gülsüm Hanım'ın doğum günüymüş de iç sıkıcı günümüz bu sayede biraz olsun renklendi. Revani tarifi verirken de söylemiştim; Gülsüm Hanım kurumumuzun paradan puldan sorumlu devlet bakanı... Maaş ödemelerinde her ne kadar bana "evin adamı canıııım" deyip en sona beni bıraksa da ben ve arkadaşlarım onun doğum gününü unutmadık. Böyle de insanın başına kakarım. : ) Bu muhasebecilerin hepsi mi gergin ve sinirli olur, anlamam ki; doğum günü sürprizini yapana kadar anamız ağladı. Hem bunu ille de yapmak istiyoruz hem de azar işitiriz diye çekiniyoruz. Yok böyle bir şey. Fotoğraftakileri sol baştan size tanıtıyım; en soldaki Gülerdem Blog'un en iyi takipçilerinden ve blogda nedense en çok adı geçen kişi Nihan, yanındaki mavi şal takmış, kendinden emin ve sanki kendi doğum günüymüş gibi pastanın önünde duran bayan bendeniz, benim yanımdaki mahçup tavırlarıyla dikkat çeken doğum günü çocuğu Gülsüm Hanım, onun yanındaki de Gülsüm Hanım'ın sağ ve sol kolu olma görevini başarıyla üstlenen Zuhal. Onca işin altından o minicik cüssesiyle kalkabilmesini kendisinin bir kısmını da yerin altında saklıyor olmasına bağlıyorum. Maşallah diyelim tabii...

Derken gün bitti ve eve gelirken okuldaki odamda perişan olan barış çiçeğimi eve getirdim. Bu çiçek eşimin hediyesi ve tanıştığımızdan beri (13 yıldır ) aldığı ikinci çiçek olması bakımında çok değerli... Bol güneş gördüğü için eski evden getirdiğim solgun çiçek bu evde bi parladı bi canlandı ben de demek ki çiçekler bu evi seviyor diyerek aldım bunu da  eve getirdim. Gelir gelmez balkonda saksısından çıkardım toprağını biraz havalandırıp yeniden diktim. Kökünden sökünce ikiye ayrıldı, başka saksı olmadığı için diğeri şimdilik bardakta duruyor. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz eski süzük çiçeğim tam da şu damacanın yanında canlanmıştı. O yüzden bunu da aynı yere koydum. Çok güneş gören bir yer değil ama nasıl oluyorsa çiçek burada hormon almış gibi büyüyor. Çiçeği buraya koyduktan sonra ondan söz istedim. Ben sana ve bardaktaki kardeşine çok iyi bakacağım sen de büyüyüp çiçek vereceksin tamam mı diye... O da emredersin dedi. Bunları yazıyorum diye sakın beni çiçekten böcekten anlayan biri zannetmeyin, hislerim ne diyorsa onu yapıyorum. Hazır yeri gelmişken fotoğrafta gördüğünüz damacanaya da sıradan bir damacana gibi bakmayın lütfen. O Gecek suyu. Bu bir su markası dememe gerek var mı bilmiyorum. Polatlı'nın Gecek Köyü'nden çıkıyor. Ankara'da bir kaç yerde şubesi var. Birisi Dikmen'de. Neden bunları anlattığımı merak ettiniz. Hemen söylüyorum. Gecek suyu böbreklerinde taş, kum, çakıl olanlara birebir. Babam ve ben taşlarımızı bu suyla düşürdük. Gecek Köyü'nden yüzyıllardır böbrek taşı hastası çıkmıyormuş. Bu kadar söylemem yeterli herhalde...




Bu çiçek de az önce bahsettiğim, eski evden getirdiğim ve burda kendine gelip parlayan çiçek... Bunun adını bilen varsa bana söyleyebilir mi? Ortadaki de tahmin ettiğiniz gibi gelin çiçeğim. İtinayla bakıyorum ona, üç ev değiştirdim, üçünü de taşırken gelin çiçeğimi taşınmadan önce bütün eşyalardan ayrı tek başına yeni evine götürdüm. Masa örtümü de bu eve yeni taşındığımızda English Home'dan aldım. Aynısının sehpa örtüleri de var. Fiyatı gayet makul. İnsanın ya da bir kadının evi için yeni birşeyler almasının onu mutlu edeceğini düşünmezdim. Değişiklik beşer ruhuna öyle iyi geliyor ki... Tam şu anda aklıma size bir akrabamızın bana bu konudaki tavsiyelerini anlatmak geldi ama bu zat başlı başına bir post konusu diyor ve onu başka bir zamana erteliyorum. İyi akşamlar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yukarıdaki yazıyla ilgili yorumunuzu alayım : )